Dünya; 2011 Su Günü‘ne kentleşmenin, endüstrileşmenin ve iklim değişikliğinin su kaynakları üzerine olumsuz etkilei ve su üzerindeki mülkiyet hakkı  kaosu içerisinde giriyor. Bir yandan doğal felaketler devam ederken, kentsel alanlarda erişilebilir su kaynakları da gittikçe azalıyor.

Kapitalist toplumdaki çatışmalı toplumsal güç ilişkileri, mevcut koşulları yıkarak yerine yeni oluşum ve kavramların geçtiği sürekli bir dönüşüm sürecinde düzenlenir. Suyun günümüzdeki macerası da 1970‘lerden başlayan bir süreçle  anarşik, hatta şizofrenik bir dizi dönüşümden geçerek bugünkü noktaya ulaşmıştır.

Devletlerin toprak ya da su kaynakları üzerindeki hakkının bir mülkiyet, sahiplik hakkı mı, yoksa sahiplik olmaksızın bir kullanım hakkı mı olduğu; ya da devletlerin halklardan ödünç aldığı kullanım hakkını devretme yetkisine sahip olup; olmadığı tartışılmaksızın, paylaşım ve dağıtım yapılmaktadır.

Su sorunu küresel ölçekte ilk kez; Uluslararası Su Kaynakları Birliği‘nde (IWRA), özellikle 1970‘li yılların başında kendini ortaya koyan ve kar oranları düşüş eğiliminden kaynaklanan kriz döneminde karşımıza çıkıyor. Merkezi ABD‘de olan IWRA devletler üzerinden değil, şirketler üzerinden işleyen bir yapı olarak,  Dünya Su Konseyi‘nin (WWC) 9 kurucu kurumundan biri olarak, 1997 yılında Dünya Su Kongresine ev sahipliği yapıyor ve suyun metalaştırılma sürecinin ilk işareti arasında sayılabilecek "arz" sözcüğü, halkların yaşamsal hakkı olan suyu piyasa değeri olarak gündeme getiriyor.

Bundan tam 19 yıl önce, suyun ilk kez alınıp satılabilen bir mal yerine konduğu Birleşmiş Milletler Rio Konferansında, dünya halklarının ve tüm canlıların su hakkına göz dikenler 22 Mart tarihini "Dünya Su Günü" olarak ilan ettiler ve bugün bizim değil,

Türkiye ve dünyadaki tekeller ile ülkemizdeki işbirlikçileri, ülkemizde de suyu alınabilir-satılabilir meta olarak görerek;

    * Nehirlerin üzerine onlarca baraj inşa edilmesi,
    * Yer üstündeki bütün su kaynaklarının depolanabilir hale getirilmesi, yer altı sularının kullanıma açılması,
    * Evlerimize kontörlü su sayaçlarının takılması,
    * Suyun piyasada şişe-damacana ile fiyatlandırılması,
    * Tarlaların bile kontörlü sayaçlardan geçen su ile sulanması,
    * Tamamen kurumaları pahasına da olsa derelerin, akarsuların yönlerinin değiştirilmesi,
    * Doğanın kendi çevriminin geri dönüşsüz bir şekilde bozulmasına yol açacak alt yapıların inşa edilmesi,
    * Dere, göl, lagün ve yer altı Akifelerinden oluşturdukları su depolarına su transferi yapılması,
    * Su alt yapı yatırımlarının hızlandırılması için dış borçlanma kanallarının daha da açılması, IMF ve Dünya Bankası gibi tefeci kurumlara verilen tavizlerin daha da arttırılması
    * "Kirleten öder" prensibiyle, doğa katliamlarının meşrulaştırılması,
    * Sermayenin krizinin, tüm canlıların suyunu satışa çıkararak aşılması,    kararlarını alanlardır.

Günümüzde suyun ticarileştirilmesi yönündeki eğilimlerin hız kazanmasının ardında bir dizi dinamik vardır. Bunlardan bir tanesi, dünyada kullanılabilir durumdaki su rezervlerinin -iddia edildiği gibi azalıyor olmasından daha çok-, yetmeme riskinin baş göstermiş olmasıdır. Su rezervlerinin azaldığı yönündeki tezler, daha çok, yağış ve sıcaklıklardaki değişimlerin, bölgelerin mevcut su potansiyellerinde önemli azalmalara neden olacağı ve buna bağlı olarak enerji, tarım, içme suyu ve sulak alanlar gibi suya dayalı sektörlerde su kıtlığı ya da stresi yaşanacağı öngörüleriyle desteklenmektedir.

Son olarak Japonya‘da meydana gelen deprem ve tsunami suya bağlı bir felaketi gözler önüne sererken, övünerek tanıttığımız nükleer felaketlerin de önü yine su ile alınmaya çalışılmaktadır.

Su yaşamın vazgeçilmez unsurudur. Su ile barışık yaşanmadığında yine felaketlerin önünü bile alamayacağınız kadar tehlikeli, savaş nedeni olacak kadar önemli bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır.

Peyzaj mimarlarının tek sözü vardır; içinden nehir geçen kentlerimiz için olmazsa olmaz su kaynaklarımız, bazen bir sel, bazen bir taşkın olarak yaşam alanlarına kastediyor görünse de, kaynağından denize döküldüğü yere kadar yaşam ortamı olma özelliğini  korumalı ve . bugün üzerlerine yüzlerce, binlerce barajlar, hidroelektrik santraller ile önü alınmaya çalışılan su kaynaklarımız geçmişte nasıl tarımsal aktiviteler ile insana, medeniyetlerin merkezlerinde yer almaları ile kültüre hizmet etmiş ise bugün de aynı amaç uğruna değerlendirilmelidir.

Su alınıp satılacak bir meta değildir.

Dünya su kaynaklarının gittikçe azaldığı günümüzde, su zengini olmadığımızın farkında olarak, su ile oynamanın ne denli tehlikeli olduğunu bilerek 22 Mart Dünya Su Günü‘nü kutluyoruz. İşte bu nedenle, barajlar ile göz göre göre, sayıları iki binleri bulan HES‘ler ile sermaye lehine bile bile suyun önünün kesilmemesi gereğini, temiz ve ucuz su kaynaklarına erişimin vatandaşlık hakkı olduğunu yetkililere bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Biz, kapitalizmin doymak bilmez kar hırsına karşı tüm canlı yaşamın hakkını savunuyoruz. Bu mücadelemiz asla tek bir günle ya da bir haftayla sınırlı kalmayacak, toprağımız, ekmeğimiz, emeğimiz ve sularımız özgürleşene kadar devam edecektir.

Su haktır, satılamaz ...

iOS ve Android uyumlu cihazlarınızdan Bartın'daki önemli gelişmelerden anında haberdar olun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Esfender Efendi 8 yıl önce

İktisadi kuruluşların amacı kar elde etmektir. Bunun için de insanların ihtiyaç duyduğu mal veya hizmetleri üreterek onlara arz ederler, dileyen alır dileyen almaz. Daha önce ekonomik olarak değerlendirililmeyen bir mal veya hizmet günümüzde ekonomik bir ürün haline gelebilir. Buna su da dahildir. Bedava su istiyorsanız gidin yaylalarda için. Ama evinizden akan suyun bir bedeli vardır. Ben para ödemek istemiyorum derseniz, çatının oluğuna bir hortum takın, onu da evin deposuna bağlayın, öyle bedava içersiniz.

Sizin şu ideoloji kokan süslü kelimeleriniz benim için hiç bir anlam ifade etmiyor.
Tutturmuşsunuz bir kapitalizm, bu kelimenin anlamı serbest piyasa demektir. Eğer bunu beğenmiyorsanız, bir tek savunucusu kaldı sizin temsil eden, KÜBA'YA MARŞ MARŞ.....