İnsanlar mutluluğu ve yaşamayı ertelemeyi hep alışkanlık haline getirmişlerdir. Hep işimiz vardır, hep meşgulüzdür.  Eşe dosta koşuşturmamızı anlatırken “sorma başımı kaşıyacak kadar dahi vaktim yok “ deriz. İnsanoğlu hep yoğundur. Dönüp geriye baktığımızda da ortada hiçbir şey olmadığını görürüz. Ama hala yapacağımız ve yapmak istediklerimiz yığınladır.

Ebeveynler olarak oturup düşündüğümüzde onca sıkıntıya neden katlandığımıza bir anlam veremeyiz ve tamda bunları düşünürken içerden cıvıl cıvıl sesler duyulur. Evet, her şey evlatlarımız içindir. Yıllardır çalışıp didinmeniz kendi canınızdan bir parçanın rahatlığı, siz ölünce topluma sermaye olarak emanet ettiğiniz evladınız içindir.  Çok değil birkaç yıl sonra neşeli sesin sahibi büyüyecektir, e siz haliyle yaşlanmış olacaksınız. “Dünyadan el etek vakti çekmenin zamanı geldi, ben yerime evladımı bırakıyorum “ diyecekken yüreğinizin orta yerine “güm!” Diye koca bir acı düşer. Sendelersiniz, kulaklarınız sesleri uğultular halinde duyar, kalbiniz atıp atmamak arasında bocalar ve hiç kimselerin görüp yakalayamadığı gizli bir el sizi öyle bir sıkar ki… Nefes alamazsınız,  onlarca kez ölüp dirildiğinizi sanırsınız. Hiçbir acı onun ortağı değildir, hiçbir kelimenin,  hiçbir kalemin anlatamayacağı değişik bir durumdur o.

Evlat acısı… Benim lügatimde karşılığı boş bırakılan harfler topluluğundan biri. Anlatırken ya da yazarken o acının deyim yerindeyse tozuna bile erişemeyeceğim en uzak yerinde olmak bile bana müthiş acı veriyor ki yaşayanların haleti ruhiyesini tahayyül bile edemiyorum.

Yüce Yaratıcının kullarına verdiği o güzel hediyenin bir anda yokluğunu hissetmek… Ruhsal anlamda enkazın en dibinde bulunmak gibi… Günlük telâşeler de bile bu acı sahiplerini kolayca anlarsınız. Bilindiği aksine “büyük acıları hafızalar silmiyor” O büyük acı sizin göğsünüz ortasına bir nişane olarak yerleştiriliyor. Her adımda, hem gülümsemede, her simada ve her yalnız kalışınızda aniden ortaya çıkıp sizi afallatan bir şey olup çıkıyor. Hayal ettiğinizde dahi sizi üzen bir acının asıl sahiplerinin kederini anlayabilmek için yüreğiyle suretinizin (fiziki yapınızın)  yer değiştirmesi gerekir… Öyle tarifsiz bir şey işte…

Kısaca; kalemin bile yazmaya utandığı o acıyı tarif etmenin mümkün olmadığı apaçık ortada. Tüm harflerin püf diye uçuverdiği en nadir zamanlardan biride bu zaman işte. Evlat acısı; yaşayanların bile anlatamadığı, akıllara gelince bile yüreği dağlayan tarifi olmayan ve kimsenin yaşanmasını istemediğimiz bir durum.

Dinmeyen sızıların bağrında ki şehit ailelerinin acılarını toplum olarak yüreğimizle paylaşıyoruz.

Tarih boyunca Müslüman topraklarda hunharca katledilen tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, kayıplarından dolayı acılarını paylaştığımız tüm şehit ailelerine başsağlığı diliyorum.
iOS ve Android uyumlu cihazlarınızdan Bartın'daki önemli gelişmelerden anında haberdar olun.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.