Bin dokuzyüz yetmiş sekizde Gerede İmam Hatip Lisesi’ni bitirdim. Yatılı okuduğumuz için mecburi hizmet vardı. Temmuz sonu gibi Ankara’da Diyanet İşleri Başkanlığı’nda mülakat sınavına girdim. Sınavı kazananlar kura çekiyor, kazanamayanlar da altı ay yetiştirme kursuna gidiyordu. İçeri girdim. Yetiştirme kursuna gitmeyi istedim. “Aşr oku” dediler. Tam okuyamıyorum, dedimse de ikna edemedim. “Haşr” suresinin son ayetlerini okumak zorunda kaldım. Komisyonda olanlar “tamam” dediler. “Senden iyi imam mı olur? Torbadan çek bakalım” dediler. Torbadan, “Kastamonu İli, Devrekâni İlçesi, Saraydurak Köyü Camii İmam Hatibi” çıktı.

Onbeş gün meyil müddetinden sonra, İlçeye varıp göreve başladım. Köyü sordum bilen yok. “Git dolmuşçulara sor” dediler. Dolmuşçulara gittim “bilmiyoruz” dediler. Herhalde yakın bir yer olmalı deyip, taksi durağına gittim. Onlar da “bilmiyoruz, ama bir arkadaş sanki bahsediyordu o köyden” dediler. "O arkadaş nerede" dedim. “İşe gitti, biraz sonra gelir” dediler. Bekledim. Dedikleri arkadaş geldi. Ona köyü sordular, biliyormuş, o köyün damadıymış. Akşama gitmeyi düşündüğünü söyledi. “Erken gitsek” dedim, “olur” dedi. Çıktık yola az gittik uz gittik bir dağın tepesinde bir evin önünde durduk. “Hayırdır” dedim. “Benden buraya kadar, şimdi azayı bulur, götürür seni muhtara” dedi. Seslendi. Biri geldi. “Köyünüze imam gelmiş, muhtara götürüver” dedi. Aza ile yola çıktık. Bir iki tepe geçtikten sonra üç-beş evli yere vardık. Bir evin önünde "muhtar" diye seslendi. Bir adam “ne var, ne oldu?” dedi. “Köye imam gelmiş, onu getirdim” dedi. “Bana hadi eyvallah, daha da gece karanlığın kalmadan gideyim” dedi ve çekip gitti.

Derken etrafımızda iki – üç adam daha belirdi. Muhtar: "bizim değil cami, köy odamız bile yok. Ben imam istemedim. Kalacak yer de yok.” “O zaman ben gideyim bari kazaya.” “Nasıl gideceksin. Araba yok. Ancak çevre köylerden mahkemesi olanlar varsa, cipte (jeep) yer de bulabilirsen karşıki yoldan binersin” dediler. Desene "geliş var gidiş yok." “Okul var mı?” diye sordum, “var” dediler. Yaz tatili olduğu için okul kapalı. “Bu işi başımıza seçimlerde bir milletvekili adayı, “beni seçerseniz köyünüze imam göndereceğim” demişti. O da bakan olmuş herhalde. Onun işi bu,” dedi.

Öğrencilik yıllarında cami derneğine para toplamaya yardım ettiğim için, az çok bilgim var. Muhtara; “ben gelip geçiciyim. Buradan gidersem kadrom gider, bir daha buraya ne zaman kadro verilir bilemem. Bu fırsatı kaçırmayın. Köyünüze bir cami yapalım” dedim

“Bize cami lazım değil. Sabah kalkamayız, öğlen - ikindi tarlada oluruz, akşam da yolda geçer, yatsı da zaten yorgun argın uyumuş oluruz. Namaz kılacak vaktimiz yok.” “Cuma namazına gitmez misiniz?” “Yook. Cuma ve bayram namazını kılmak isteyenler, bir gün önceden, şu ileride tepenin arkasındaki köyde cami var oraya gidiyorlar.” “Cenazelerinizi kim yıkayıp defnediyor?” “İleri ki mahallede birisi var, sağ olsun o gelir defnediveriyor, Kur’an’da okuyuveriyor.”

Muhtara, “evleri gezelim, onlarında görüşünü alalım,” dedim. Kabul etti. Caminin yapılmasını istiyorlar ama maddi durumları iyi olmadığı için “evet” diyemiyorlar. İsterlerse yapabileceğimizi, bedenen çalışmalarının bile yeterli olacağını söylüyorum. Ve ikna oldular. Müftülükten bize fayda yok. Muhtarla kaymakama gittik. “Kaymakam nasıl yardımcı olabilirim? dedi. “Efendim, burası orman köyü. Ağaç çok. Kereste için orman işletmesine, çakılı dereden alırız, çimento için de özel idare aracılığı ile teminimiz için yardımcı olursanız camiyi yaparız,” dedim. “Tamam,” dedi. Bu haberi köye götürdüğümüzde herkes mutlu oldu. Ve işe koyuldular.

Temeli taştan, gövdesi ağaçtan olmak üzere çatısına sıra geldiğinde, İstanbul’da okulu kazandım. Allahaısmarladık deyip köyden ayrıldım. Kadro kalsın diye istifa etmedim. Kadromla gidip İstanbul'da göreve başlayabilirdim. Yapamadım, bu köye bir daha kadro vermezler diye. Göreve gitmediğim için müstafi durumuna düştüm. Diyanete öğrencilik belgemi gönderdim.

Kısaca; yol yok, kalacak ev yok, yıkık dökük kimsenin kalmadığı eski bir ev. Elektrik mi o da ne, yok. Bakkal yok. Onbeş günde bir çarşıdan aldığını yemek zorundasın. “Kalınmaz burada” dese de dayım. “Kalmak zorundayım, beni devlet okuttu. Saçı bitmedik yetimin hakkı var bende.”

İşte bu köy, Küre dağları üzerinde kuş uçmaz, kervan geçmez bir köy. Şimdi durumu nedir, ne değildir bilmiyorum. Bu Köy; Kastamonu İli, Devrekhani İlçesi, Saraydurak Köyü. Bu köyün gençleri, köyünüzü tanıtın!...

iOS ve Android uyumlu cihazlarınızdan Bartın'daki önemli gelişmelerden anında haberdar olun.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.