Baskı ve sindirme politikaları

KESK: Baskı ve sindirme politikaları devam etmektedir

12 Eylül düzeninin günümüzde AK Parti tarafından devam ettirildiğini ifade eden Dönertaş, "12 Eylül ile yaratılmak istenen düzen ve tüm toplumun hafızasına kazınmak istenen yönetim zihniyetinin bugün AKP iktidarı eliyle sadece biçimi değişmiş bir şekilde devam etmektedir. AKP iktidarı, son yıllardaki uygulamalarıyla 12 Eylül'ü aratmayan, hatta Özel Yetkili Mahkemeler (ÖYM) ve Özel Yetkili Savcılıkları (ÖYS) kullanma bakımından 12 Eylül'ü bile geride bırakmış bir pratik içine girmiştir. Özellikle son yıllarda toplumun örgütlü ve muhalif güçlerine yönelik olarak başlatılan "operasyonlar", tıpkı 12 Eylül'de olduğu gibi sendikacıların evine yapılan "şafak baskınları", soyut suçlamalarla gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamalar, 12 Eylül düzeninin bugün AKP eliyle devam ettirildiğinin somut kanıtlarıdır. 12 Eylül'de yasama, yürütme ve yargı, beş kişilik darbe cuntasının dindeyken, günümüzde yürütme gücünü elinde tutan AKP, yasama organı olan TBMM'deki çoğunluğu ile istediği kanunları çıkarmış, yargı organlarındaki yoğun siyasal kadrolaşma sonucunda yargıyı da tümüyle kendi denetimine almıştır. Bu şekilde tıpkı 12 Eylül darbesi sonrasında olduğu gibi yargıyla yürütmenin, yürütmeyle yasamanın ayrılığı ve birbirini denetleme imkânı fiilen ortadan kaldırılmıştır. AKP Hükümetinin darbe döneminden farklı olarak "Seçimle gelen bir meclise dayanıyor" olması, açıktır ki sistemin "tek parti diktatörlüğü" biçiminde işlemesini gerektirmemektedir. Türkiye 12 Eylül darbesinin üzerinden 32 yıl geçmiş olmasına rağmen, 12 Eylül ile hesaplaşacağı iddiası ile yola çıkmıştır. Ancak AKP'nin 10 yıllık iktidar pratiği, 12 Eylül darbecilerini bile gölgede bırakmıştır. Türkiye uzunca bir süredir 12 Eylül'ü aratmayan pek çok uygulamayla karşı karşıyadır; AKP iktidarı ile toplumun özellikle örgütlü ve muhalif güçleri, çeşitli adlar altında yaşanan gözaltı ve tutuklama operasyonları ile sindirilmeye çalışılmış, tüm toplum 12 Eylül'ün yarattığı korku atmosferine mahkûm edilmek istenmiştir.  12 Eylül döneminde muhalif kurum ve sendikalara yönelik baskılar, bugün AKP iktidarı eliyle sürdürülmekte, KESK ve KESK'e bağlı sendikalara yönelik olarak aralıksız yürütülen baskı ve sindirme politikaları devam etmektedir.  12 Eylül darbesi sırasında DİSK genel merkezi basılıp, sendikacılar gözaltına alınırken, 32 yıl sonra aynı zihniyet KESK ve KESK'e bağlı sendikaların genel merkez ve şubelerini basmış, sendikacıları evlerinden gözaltına almış ve tutuklamıştır. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in 4+4+4 düzenlemesine karşı çıkanları "PKK'lılar ve Laikçiler" ifadeleriyle hedef göstermesinin ardından kimliği belirsiz kişilerce düzenlenen saldırılar hız kesmeden devam ediyor. Ankara'da okullarının imam hatip olmasına karşı çıkan ailenin evinin kurşunlanmasının ardından, önceki gün akşam saatlerinde Mersin şubemiz, kimliği belirsiz kişilerin saldırısına uğramıştır.  Türkiye genelinde dört koldan eğitim emekçilerinin 4+4+4 uygulamasına karşı başlattığı eylemin Batman'da başlayan yürüyüş kolu, her yerde eylemler devam ederken Diyarbakır'da AKP polisinin faşizan saldırısına maruz kalmıştır. 12 Eylül sonrasında eğitim sisteminde benimsenen "Türk-İslam sentezi" anlayışı, bugün 4+4+4 modeli üzerinden "Dindar ve kindar nesil yetiştirmek" hedefi ile sürdürülmektedir.  12 Eylül darbesi sonrasında dünyada en çok siyasi tutuklu olan ülke Türkiye iken, darbeden 32 yıl sonra, dünya üzerindeki 33 bin siyasi tutuklunun üçte biri Türkiye'dedir. Türkiye AKP iktidarı ile bir kez daha dünya üzerindeki en çok siyasi tutuklunun olduğu ülke haline gelmiştir. Milletvekillerinin, belediye başkanlarının, gazetecilerin, yazarların, sendikacıların, soyut suçlamalarla uzun süre tutuklu kalması 12 Eylül düzeninin sürdüğünün en somut kanıtlarından birisidir. 2012 itibariyle cezaevlerinde 12 Eylül döneminden daha fazla gazeteci bulunmakta, basın yayın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün kapsamı sürekli olarak daraltılmaktadır. 12 Eylül'ün 32. yılında binlerce üniversite öğrencisi cezaevindedir. Yine binlerce öğrenci düşüncelerini ifade ettiği ya da basın açıklamalarına katıldığı için soruşturma yaşamakta, okuldan atılmaya kadar varan cezalar almaktadır. 12 Eylül döneminde bile, varlığı dahi kanıtlanamayan "gizli tanık"larla binlerce insan yargılanmamıştır. AKP iktidarı döneminde sadece "gizli tanık" ifadesiyle yüzlerce insan suçlanmış ve tutuklanmıştır. Tıpkı 12 Eylül döneminde olduğu gibi, AKP iktidarı döneminde de uzun tutukluluk süreleri, fiili olarak cezalandırma haline gelmiştir. 12 Eylül darbesi sonrasında 1402 ile binlerce bilim insanı üniversiteden uzaklaştırılırken, bugün sırf yazdıklarından ya da verdiği derslerden dolayı tutuklanan, soruşturmaya uğrayan, işten atılan bilim insanları bulunmaktadır. 12 Eylül düzenini en çok hatırlatan dönemde, AKP iktidarının 12 Eylül'ü yargı önüne çıkarmakla övünmesi büyük bir kandırmacadır. Türkiye'nin 12 Eylül düzenini yaşadığı koşullarda 12 Eylül'ün gerçek anlamda yargılanması mümkün olabilir mi? 12 Eylül 'dilerin izinden gidenlerin 12 Eylül'ü yargılaması gerçek bir yargılama olabilir mi? Geçmişinde kanlı askeri diktatörlükler bulunan çoğu ülke, askeri darbeleri ve darbecileri yargı önüne çıkararak, işledikleri suçlardan dolayı yargılayarak geçmişleri ile yüzleşmişlerdir. Türkiye 12 Eylül darbecilerini ve onların izinden gidenleri yargılamadığı, o düzenin yarattığı tüm yasak ve kurumları ortadan kaldırmadığı sürece darbelerle hesaplaşmış sayılmayacaktır. Demokratik bir ülkede yaşamanın öncelikli koşulunun örgütlü olmaktan geçtiği bugün dünyanın her yerinde kabul görmüş evrensel bir gerçektir. Türkiye'de, çalışma yaşamı başta olma üzere pek çok alanda örgütlenme hakkına yönelik yasal ve fiili uygulamalardan kaynaklı engeller hala varlığını sürdürmektedir. Topluma karşı suç işlemiş, işkencelerde ve idam sehpalarında insanların ölmesine neden olmuş olan dönemin tüm sorumluları gerçek anlamda yargılanmadıkça Türkiye'de demokratikleşmeden bahsetmemiz mümkün değildir. 32. yılında Türkiye'nin en karanlık dönemini ifade eden 12 Eylül ile hesaplaşmak, her türden gericiliğe, şovenizme, ırkçılığa ve emperyalizme karşı barışın, kardeşliğin, eşitlik ve özgürlük düşüncelerinin toplumda yaygınlaştırmasından geçmektedir. Eğitim ve bilim emekçileri; 12 Eylül'ün ürünü olan bu anti demokratik uygulamalara karşı, yurdun dört bir koldan Ankara'ya yürüyüşe geçmiştir. Yürüyüş 15 Eylül'de tüm illerden Ankara'ya gelecek katılımcılarla kitlesel bir mitinge dönüşecek. Sizleri 4+4+4 sisteminin gerici ve piyasacı dayatmalarına karşı; kamusal, bilimsel, laik ve demokratik eğitim mücadelesinde sesimizi birlikte yükseltmek için Ankara'ya davet ediyoruz" dedi.

iOS ve Android uyumlu cihazlarınızdan Bartın'daki önemli gelişmelerden anında haberdar olun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.