İlk yazımı yazmamdan bu yana epey vakit geçti.
İlkler her zaman heyecanlı olur, takdir edersiniz ki :)
İkinciler ise biraz daha yavaş gelir… Çünkü heyecan, yerini dinginliğe bırakmıştır artık.
Elbette bunun için özür dilemeyeceğim.
Çünkü bu köşede, insana insan olmayı hatırlatan yazılar yazacağım.
Hayatın bazen karşımıza beklemediğimiz sıkıntılar çıkarabileceğini, bu yüzden birbirimizi empatiyle ve anlayışla karşılamamız gerektiğini kalemimle hatırlatmak istiyorum.
Ama bugün…
Bugün size burada, bu köşede, memleketim Bartın’ın neden Bartın olduğunu ve neden görülmeye değer bir şehir olduğunu anlatmak istiyorum.
Hazırsanız başlayalım mı :)
Bartın…
Karadeniz’in kıyısında, sakinliğiyle insanı yavaşlatan bir şehir. Gürültüyle değil, doğasıyla konuşur. Büyük vaatler sunmaz ama geleni kendine bağlayan bir huzuru vardır.
Bartın’ın kalbinden geçen Bartın Çayı, şehri ikiye ayırmadan birleştirir. Türkiye’de şehir merkezinden geçip denize dökülen nadir nehirlerden biridir. Burada zaman acele etmez; insan da etmez.
Amasra, İnkumu, Güzelcehisar Lav Sütunları, Uluyayla ve Ahatlar Şelalesi…
Bartın, deniziyle, yaylasıyla, doğasıyla ve saklı köşeleriyle kalabalıktan uzak bir Karadeniz deneyimi sunar. Gezilip geçilen değil, hissedilen bir şehirdir.
Yazılarımı kısa tutmayı tercih ediyorum. Çünkü biliyorum ki uzun değil, samimi yazılar okunuyor.
Bu köşe, beni biraz tanımanız için… Dilimi, kalemimi, durduğum yeri öğrenmeniz için.
Yazmak vardır, yazmak vardır.
Ben kelimenin yükünü taşıyarak yazmak istiyorum.
Sonraki yazıda görüşmek üzere.
Teşekkür ediyorum.