Kurum iftarlarında ev sahipliği meselesi

Kurum İftarlarında Ev sahipliği meselesi. Evet, kurumda (kamu kurumunda) yapılan iftar organizasyonu, genellikle kurum amirinin ev sahipliğinde yapılmış sayılır

Abone Ol

Kurum İftarlarında Ev sahipliği meselesi...
Evet, kurumda (kamu kurumunda) yapılan iftar organizasyonu, genellikle kurum amirinin "ev sahipliğinde" yapılmış sayılır.

Türkiye'deki kamu kurumlarında (valilik, kaymakamlık, müdürlük, emniyet, belediye, bakanlık birimleri vb.) Ramazan'da düzenlenen iftar programlarının duyurularında ve haberlerinde çok sık şu ifadeler geçer:
"... Kaymakamlığımızın / Müdürlüğümüzün / Valiliğimizin ev sahipliğinde..."
"... İl Emniyet Müdürümüzün / Kurum Amirinin ev sahipliğinde..."
Bu, fiilen kurumun kaynakları (bütçe, personel, mekan, organizasyon) kullanılarak yapıldığı anlamına gelir ve amir, o kurumun en üst yöneticisi sıfatıyla programı resmi olarak sahiplenir / ev sahipliği yapar. Yani "ev sahipliği" burada sembolik ve kurumsal bir ifadedir; amirin kişisel evinde değil, kurum adına ve kurum çatısı altında gerçekleştiği vurgulanır.

Örneğin, Kaymakamlıkların şehit aileleri veya personel için düzenlediği iftarlarda "Kaymakamlığımızın ev sahipliğinde" denir.
Emniyet müdürlüklerinde "İl Emniyet Müdürümüzün ev sahipliğinde" ifadesi standarttır.
Valilik, belediye, bakanlık birimleri benzer şekilde kullanır.

Dolayısıyla evet, kurumda yapılan iftar, amirin ev sahipliğinde yapılmış kabul edilir ve bu ifade resmi yazışmalarda, davetiyelerde, haberlerde yaygın olarak kullanılır. Bu tamamen kurumsal bir organizasyon olarak görülür.
Peki sevap kime yazılacak.
İslam'da oruçluya iftar ettirmenin sevabı konusunda temel kural, sahih hadislerde çok net belirtilmiştir: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki:
“Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizî, Savm 82; İbn Mâce, Sıyâm 40; sahih hadis)

Bu sevap, iftarı fiilen sağlayan, niyet eden ve katkıda bulunan kişiye yazılır. Hadislerdeki ifade “kim bir oruçluyu iftar ettirirse” (men eftara sâimen) şeklinde olup, doğrudan iftar ettiren (yemek yediren, sofrayı hazırlayan veya imkan sağlayan) kişiyi işaret eder.

Kurumdaki iftar organizasyonu özelinde (kamu kurumunda, bütçeyle veya kurumsal imkanlarla yapılan iftar), Eğer kurum amiri kişisel niyetle, çabayla ve sorumluluğu üstlenerek bu organizasyonu yaptırıyorsa (örneğin “benim ev sahipliğimde” diye duyurup, takip edip, niyet ederek), sevabın büyük kısmı ona yazılır. Çünkü hadiste “iftar ettiren” odur; o emreder, organize eder, ev sahipliği yapar.

Ancak organizasyon tamamen kurumsal bir rutin ise (bütçe otomatik ayrılır, personel hazırlar, amir sadece protokol gereği katılır veya duyurur), sevap katkı sağlayan herkese (yemek hazırlayan aşçı, organize eden memur, bütçe onaylayan vs.) dağılır; amire özel bir “ekstra” sevap olmaz.
En önemlisi: Sevap niyetle alakalıdır. Hadislerde iftar ettirmenin sevabı, samimi niyet ve Allah rızası için yapılmasına bağlıdır. Gösteriş, şov, siyasi/reklam amaçlı olursa sevap azalır veya kalkar (bazı âlimler buna işaret eder). Kurum iftarlarında bazen “gösteriş” eleştirisi bu yüzden yapılır.
Özetle, Evet, kurum amirine de sevap yazılır — özellikle “ev sahipliğinde” ifadesi kullanıyorsa, organizasyonu üstlendiği için oruçluların sevabı kadar (her bir oruçlu için) sevap kazanabilir.

Ama bu sevap tek başına ona ait olmaz; katkıda bulunan tüm personele, hatta bütçeyi sağlayan devlete (dolaylı) pay düşer.

Asıl kazanç: Samimi niyetle oruçluları mutlu etmek, fakir/yardıma muhtaçları önceliklendirmek. Bir hurmayla bile olsa aynı sevap alınır.
Allah niyetlerimizi temiz kılsın, Ramazan'ımızı bereketli eylesin. Hayırlı iftarlar...
Buraya kadar paylaşılan sanal zekanın söyledikleri...
Ancak Fıkıh kitapları ile çelişen bölümler var mı?
Ulemalar bu görüşe katılıyor mu?
Yada bunları düşünmek, tartışmaya açmak orucumuzu sakatlar mı?
Bilemiyoruz..
İslam hoşgörü dinidir. Bunları düşündüğümüz, dile getirdiğimiz için mutlaka bizi de hoş görecektir.