Ortadoğu yine diken üstünde…
İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik saldırıları ve İran’daki bazı üst düzey yöneticilerin öldürüldüğü iddiaları, bölgeyi bir kez daha savaşın eşiğine getirdi.
Bu coğrafya yıllardır acıyı, gözyaşını ve belirsizliği yaşıyor. Ancak artık mesele yalnızca iki ya da üç ülke arasında yaşanan bir gerilim değil. Bu durum; enerji yollarını, küresel ekonomiyi, İslam dünyasını ve hatta Avrupa’nın güvenliğini doğrudan ilgilendiriyor.
Güç Mücadelesi mi, Güvenlik Kaygısı mı?
İsrail, İran’ı varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Amerika ise uzun süredir İran’ın bölgedeki etkisini sınırlandırma politikası yürütüyor. İran ise kendisini kuşatma altında hissediyor. Herkes “güvenlik” diyor ama atılan adımlar güvenliği değil, gerilimi büyütüyor.
Bir ülkedeki yöneticilerin hedef alınması, artık savaşın yeni yüzü. Eskiden cepheler vardı, şimdi nokta operasyonlar var. Eskiden ordular karşı karşıya gelirdi, şimdi istihbarat savaşları ve hava saldırıları konuşuluyor. Bu durum, klasik savaş kavramını değiştirdi ama sonuç değişmedi: Bedeli yine halk ödüyor.
Kazanan Kim?
Her saldırı sonrası “caydırıcılık sağlandı” açıklamaları yapılıyor. Peki gerçekten öyle mi?
Ortadoğu’da bugüne kadar hangi saldırı kalıcı bir barış getirdi?
Irak örneği hâlâ hafızalarda. Müdahalelerle başlayan süreç yıllarca süren istikrarsızlığa dönüştü. Suriye’de yaşananlar ortada. Parçalanmış yapılar, milyonlarca mülteci ve bitmeyen acılar…
Şimdi benzer bir senaryo İran üzerinden mi yazılmak isteniyor?
İslam Dünyasının Sessizliği
Bu gelişmeler karşısında İslam dünyasının ortak ve güçlü bir duruş sergileyememesi de ayrı bir sorun. Her ülke kendi çıkar hesabını yaparken, bölgesel birlik hayali her geçen gün zayıflıyor.
Oysa dinimizde haksız yere bir cana kıymanın bütün insanlığa kıymak gibi olduğu açıkça ifade edilir. Güçlü olanın değil, haklı olanın yanında durmak gerekir. Ancak uluslararası siyasette “hak” çoğu zaman güçlünün yorumuna göre şekilleniyor.
Türkiye Nerede Durmalı?
Bu noktada Türkiye’nin dengeli ve akılcı bir politika izlemesi hayati önem taşıyor. Bölge ateşe atılırken duygusal değil, stratejik adımlar atılmalı. Çünkü bu coğrafyada çıkacak büyük bir savaşın ekonomik ve sosyal etkileri sınır tanımayacaktır.
Ortadoğu’da her patlayan bomba, yalnızca bir binayı değil; umutları da yıkıyor. Liderlerin ölümü manşet oluyor ama annelerin gözyaşı haber olmuyor.
Sorulması gereken soru şu:
Yeni bir savaş kime ne kazandıracak?
Tarih gösterdi ki; savaş başlatmak kolay, bitirmek zordur. Ve en acı gerçek şudur: Siyasetçiler karar verir, halklar bedel öder.
Bugün aklıselime, diyaloğa ve adalete her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Çünkü ateş, yakıldığı yerde kalmaz.