Tunç: Türkiye tutuklu sayısının en az olduğu ülkelerden biri

TUNÇ TBMM’DE TUTUKLULUK SÜRELERİ İLE İLGİLİ CHP GRUP ÖNERİSİ HAKKINDA KONUŞTU

Milletvekili Tunç, tutuklu milletvekilleri ile ilgili olarak ta, “milletvekili seçilmenin tahliye sebebi olacağı” yönünde bir düzenlemenin dünyanın hiçbir yerinde olmadığını, tutuklu bulunan milletvekillerinin milletvekili olmadan önce cezaevinde bulunduklarını söyledi.

Yargının, darbecilerden hesap sorduğu bir dönemi yaşadıklarını belirten Milletvekili Tunç, yargının rahat bırakılması gerektiğini, bu davaları sürekli eleştirerek, yargının yıpratılmasının doğru olmadığını belirtti.

Milletvekili Tunç konuşmasına şöyle devam etti:
“Uzun tutukluluk süreleriyle ilgili tartışmalar uzun zamandır kamuoyunu meşgul etmektedir. Tutuklama, başlı başına bir ceza olmayıp zorunlu hâllerde başvurulması gerekli istisnai nitelikte bir ön tedbirdir. Kanunumuz da tutuklamayı istisnai nitelikte başvurulması gerekli bir ön tedbir olarak düşünmüş, bu nedenle tutuklama yoluna gidilmesi kesin kriterlere bağlanmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu'muzun 102'nci maddesine baktığımızda, ağır ceza mahkemesinde görülen davalarda tutukluluğun üst sınırı iki yıldır, ağır cezalık olmayanlarda bir yıldır ama istisna hükümleriyle bir yıl olan bir buçuk yıla, iki yıl olan da beş yıla çıkabilmektedir. 250 ve devamı maddeler devreye girdiğinde ise üst sınır on yıla kadar çıkabilmektedir. Alt sınırı yedi yıl ve daha yüksek olan davalarda 2004 yılına kadar bu sınırlama da yoktu. 2004 yılında yapılan değişiklikle birlikte üst sınır getirilmiş oldu, ilk kez 2004'te, bu da AK PARTİ iktidarında getirildi.

Türkiye'deki cezaevlerinde bulunanların tutukluluk ve hükümlülük oranlarına baktığımızda, 2000 yılında tutuklu ve hükümlü sayısı hemen hemen birbirine eşitti. 2001 yılında tutuklu sayısı hükümlü sayısını geçmiştir. 2006 yılında cezaevinde bulunanların yüzde 37,5'u hükümlü, kalan yüzde 62,5'u tutuklu ve hükmen tutukludur. Bugün gelinen noktaya baktığımızda yargının hızlandırılmasıyla ilgili alınan tedbirler sayesinde tutuklu sayısı hükümlü sayısının altına düşmüştür. Bugün cezaevinde bulunanların yüzde 28'i tutuklu, yüzde 72'si hükümlüdür. Son yıllardaki pozitif gelişmeye baktığımızda, cezaevlerindeki tutuklu oranları listesinde Türkiye yüzde 28,1'le birçok gelişmiş ülkenin önünde yer almaktadır. Cezaevlerindeki tutukluluk oranında yüzde 41'le İsviçre başı çekerken, onu sırasıyla yüzde 40,6'yla Hollanda, yüzde 37'yle Kanada, yüzde 35,8'le İsrail, yüzde 35'le Belçika, yüzde 34'le Danimarka, yüzde 31,2'yle Yunanistan ve yüzde 29,4'le Macaristan takip etmektedir. Dünyadaki tutukluluk oranı en düşük ülke sıralamasında ise yüzde 15,3'le Almanya 1'inci sırada yer almaktadır. Almanya'yı sırasıyla İngiltere, İspanya, ABD, Avustralya, Fransa, İsveç, Norveç ve yüzde 28,1'le Türkiye takip etmektedir. Buna göre Türkiye dünyada tutuklu sayısı en az olan ülkeler arasında 9'uncu sırada yer almaktadır.

Ceza davalarındaki tutuklu sayısına baktığımızda da Türkiye'de hâlen tutuklu bulunanların yüzde 75'i en fazla bir yıl, yüzde 21'i ise en fazla bir-üç yıl arasında cezaevlerinde yatmaktadır. Yani bir-üç yıl arasında tutuklu kalanların oranı, tüm tutukluların yüzde 96'sını oluşturmaktadır. 2011 sonu itibarıyla tutuklu sayısı 36 bin iken, bu sayı cezaevinde bulunanların yüzde 28'ine tekabül etmektedir.
Tüm ceza yargılamalarına bakıldığında ise, Türkiye'de yıllık ortalama 3 milyon ceza davası işlem görmektedir ve bu dosyalarda 36 bin 417 kişi tutuklu hâlde yargılanmaktadır. Bu verilere göre tüm ceza davlarında tutukluluk oranı yüzde 1,28 düzeyindedir.

Görüldüğü üzere tutuklu sayısındaki oranlar bakımından gelişmiş ülkelere göre daha iyi noktadayız. Ülkemizde asıl sorun tutukluluk sürelerinin uzunluğu değil, bazı davalarda uzun süren yargılama nedeniyle tutukluluk süresinin de uzamasından kaynaklanmaktadır. Asıl mesele tutukluluk süreleriyle oynamak değil, yargıyı hızlandırmaktır. İş yükünün fazla olması nedeniyle uzun süren davaların zaman aşımı nedeniyle sona ermesi ve tahliyelere karar verilmesinin -Hizbullah davası örneğinde olduğu gibi- kamuoyunda nasıl bir infial uyandırdığını hepimiz gördük. Hûkümetimizin de Parlamentomuzun da yapmaya çalıştığı, yargılamanın hızlandırılmasına yönelik tedbirler alarak davaları kısa sürede sonuçlandırmak ve dolayısıyla, tutuklu sürelerini aşağıya çekmektir.

Yargının hızlandırılmasına yönelik yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmiş olması, Yargıtay ve Danıştaydaki daire ve üye sayılarının artırılması, hâkim ve savcı sayısında yüzde 34 oranında artış sağlanması, Adalet personelinin yüzde 78 oranında artması, yeni adalet saraylarının yapılması ve teknolojinin son imkânlarının yargının hizmetine verilmesi sayesinde bugün yargı eskiye oranla daha hızlı işlemekte ve tutuklu sayısı buna paralel olarak azalmaktadır.

Avrupa Konseyi Adaletin Etkinliği Komisyonunun yayımladığı rapora göre, hâkim ve savcı sayısı yönünden Avrupa ülkeleri arasında en çok artış sağlayan 5'inci ülkeyiz. Küresel krize rağmen adalet bütçesinde kısıntıya gitmeyen birkaç ülkeden biriyiz. Bilgi işlem donanımı yönünden yüzde 100'lük oranı yakalayan 7 ülkeden birisiyiz. Adli yardım için ayrılan ödenek bakımından 7'nci ülkeyiz. İlk derece mahkemeleri arasında da en çok artış sağlayan 2'nci ülkeyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tutuklu milletvekilleri sorunu sürekli gündemde tutulmaktadır. Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Bahsedilen milletvekilleri seçilmeden önce tutuklu idiler, milletvekili seçildikten sonra tutuklanmadılar. Milletvekili seçilmenin tahliye sebebi olması yönünde bir düzenleme şu anda dünya hukuk literatüründe yok, varsa gösterin. Yasamadan hatta Hûkümetten milletvekillerinin tahliye edilmesi yönünde bir çalışma yapması beklenmektedir. Bunun hukuki bir tarafının olmadığı kanaatindeyim.

Anayasa'nın yargı yetkisiyle ilgili 9'uncu maddesine ve mahkemelerin bağımsızlığıyla ilgili 138'inci maddesine de aykırı olduğu kanaatindeyim. O zaman "Suç vasfı ne olursa olsun dosyadaki delilleri de dikkate almadan milletvekili seçilmek tahliye sebebidir." şeklindeki bir hükmün mevzuatımıza işlenmesi mümkün olamayacağına göre, bu tartışmalar da, bu eleştiriler de yersizdir.
Bugün, "Ergenekon", "Balyoz" adıyla bilinen davalarda iki yüzün üzerinde duruşma gerçekleştirilmiştir. Bu davaların bir bölümü karar aşamasına gelmiş ancak sanık avukatların duruşmaları protesto etmeleri ve İstanbul Barosunun da avukat atamaması nedeniyle gecikmeler devam etmektedir. Yargılama uzun sürdükçe tutukluluk hâlleri de uzamaktadır. Bu davalarda yargının işleyişine tüm tarafların yardımcı olması ve bir an önce karar verilmesi, tutukluluk hâlinin sona ermesi açısından önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargının gerçekleştirdiği soruşturmaları AK PARTİ'yle, Hükûmetle ilişkilendirmek, adil yargılanmayı etkilemeye yönelik beyanlarda bulunmak, yargının yıpratılmasına yönelik açıklamalar yapmak, kapsam itibarıyla çok geniş ve çok ciddi suçlamalar ihtiva eden, binlerce sayfa delilden ve yüzlerce sanıktan oluşan bu davalarda gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan yargı mensuplarımıza da büyük bir haksızlıktır.

Tutukluluk süreleri üzerinden yapılan tartışmaların, özellikle kamuoyunda, darbe teşebbüslerinin yargılandığı davaları eleştirmek için yapıldığını görmekteyiz. Bu davalarla ilgili eleştiriler yapılırken davaların kapsamı, suç vasıfları, binlerce sayfadan oluşan deliller göz ardı edilip yargılamayı yapan mahkemeler kıyasıya eleştirilmektedir.

Tutuklu milletvekilleri ve bazı gazetecilerin Hükûmeti eleştirdiği için cezaevinde olduklarını söylemek, asıl meseleyi karartmak ve çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Hükûmeti eleştirebilirsiniz, AK PARTİ'yi de eleştirebilirsiniz buna kimse müdahale edemez. Eğer siz, Hükûmeti eleştirmenin ötesine geçerek "Bu iş sandıkla falan olmayacak, şiddet lazım, kaos çıkarılmalı. Bunlar artık normal yoldan gitmez, başka yolları denemek lazım. Orduyu bu işin içerisine dâhil etmek lazım." Diyorsanız orada özgürlük değil, orada özgürlük ve demokrasi düşmanlığı vardır millî iradeye tuzak kurmak vardır, ülkemizi kaosa sürükleyerek geçmişte yaşadığımız karanlık tabloları yine millete yaşatmanın hazırlığı vardır, işte yargının el koyduğu da budur. Yargıyı, savcıları, hâkimleri rahat bırakmak gerekir.

Cumhuriyet Halk Partisi, 2001 yılında hazırlamış olduğu raporu hatırlamalıdır; bu raporla büyük ölçüde örtüşen, milletimizin onayıyla değişen bugünkü yargı yapısının tam tersi bir tutum içerisine girerek eleştirmekten vazgeçmelidir. Kuvvetler ayrılığı ilkesini unutarak, yargı bağımsızlığı ilkesini unutarak bu araştırma önergesini vermenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bu duygu ve düşüncelerle önergenin aleyhinde oy kullanacağımı belirtiyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.”

iOS ve Android uyumlu cihazlarınızdan Bartın'daki önemli gelişmelerden anında haberdar olun.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.