Anıtsal yapıların mekan ve insan algısı üzerine etkilerini konuşmuştuk.
şimdi mimari tarzının uhrevi mesajı var mıdır ona bakalım...
Selçuklu mimarisinde “tabut figürü” doğrudan bir ölüm sembolü olarak değil, daha çok mezar mimarisi ve uhrevî (ahiret) vurgusu üzerinden anlam kazanır. Bu figür genellikle türbelerde, sandukalarda ve bazı taş süslemelerde karşımıza çıkar.
Selçuklu Dönemi mimarisinde ölüm, korkutucu bir son değil; fani dünyadan ebedî hayata geçiş olarak görülür. Bu nedenle tabut/sanduka formu:
Dünyanın geçiciliğini hatırlatır.
“Her nefis ölümü tadacaktır” anlayışını mimariye taşır.
Ziyaretçiye tefekkür (ölümü düşünme) çağrısı yapar.
Türbe Mimarisindeki Sanduka Formu
Selçuklu kümbetlerinde genellikle:
Altta gerçek mezar (mumyalık/kript bölümü)
Üstte sembolik bir sanduka bulunur.
Örneğin Sultan Han Türbesi ve Döner Kümbet gibi yapılarda sanduka biçimi, hem mimari düzenin hem de sembolik anlatının bir parçasıdır.
Bu sanduka formu bazen halk arasında “tabut gibi” algılansa da aslında İslam mezar geleneğinin stilize edilmiş bir yorumudur.
Siyasi ve Güç Anlamı/ anlatımı çıkartatabir miyiz?
Selçuklu türbeleri yalnızca mezar değil, aynı zamanda ,Hanedan meşruiyetinin göstergesi
Devletin sürekliliğinin simgesi, “Ölümsüzlük” fikrinin mimari temsilidir
Bu nedenle tabut formu bir yenilgi veya karanlık anlam taşımaz; tam tersine manevi devamlılık ve vakar ifade eder.
Modern göz için “tabut” çağrışımı bazen olumsuz olabilir. Ancak Orta Çağ İslam estetiğinde, Ölüm bir geçiş,
Türbe , hatırlama ve dua mekânı , Sanduka , saygı sembolü...
Dolayısıyla figürün anlamı, dönemsel zihniyetle birlikte değerlendirilmelidir.
Esasen bu konuyu biraz daha derinleştirip:
“Mekân ideoloji üretir mi?” bağlamında
Ya da kolektif algının zamanla değişimi üzerinden analiz edebiliriz.
Kollektif algının zamanla değişimi açısından bir bina giriş kapısı, beklenenden çok daha güçlü bir sembolik rol oynar. Çünkü giriş kapısı, kurumla kurulan ilk temas noktasıdır ve bu temas zaman içinde bireysel yorumlardan kolektif kanaate dönüşebilir.
Algı Nasıl Başlar? (Bireysel Düzeyde)
Bir kapı tasarımı ilk etapta kişisel yorumlarla karşılanır:
“Anıtsal ve güçlü” diyenler olabilir
“Soğuk ve itici” bulanlar olabilir
“Tabuta benziyor” gibi çağrışımlar oluşabilir
Bu aşamada algı dağınık ve çoğuldur. Henüz kolektif değildir.
Tekrar ve Yayılma Sürecinde Zamanla şu mekanizmalar devreye girer:
Sosyal medyada tekrar edilen benzetmeler...
Yerel basında kullanılan dil..
Kampüs içi gündelik konuşmalar...
Mizah ve karikatür üretimi...
Bu tekrarlar, belirli bir yorumun “tutmasına” neden olur. Sosyolojide bu, çerçeveleme (framing) ve sosyal pekiştirme süreci olarak açıklanır.
Kolektif Algının Oluşumu
Eğer belirli bir benzetme (örneğin tabut çağrışımı):
sürekli tekrar edilirse
görsellerle desteklenirse
otorite figürleri tarafından dillendirilirse
artık şu noktaya geçilir:
“Bazıları böyle düşünüyor” dan “Herkes böyle düşünüyor”a...
İşte bu eşik, kolektif algının doğduğu yerdir.
Bir üniversite veya kamu yapısında giriş kapısına dair yerleşmiş olumsuz kolektif algı:
kurumsal aidiyeti zayıflatabilir , mekânsal, aidiyet hissini düşürebilir ,marka imajını gölgeleyebilir, mizah yoluyla otoriteyi aşındırabilir
Ancak önemli bir denge var,
Her benzetme kolektif algıya dönüşmez.
Dönüşmesi için yoğun tekrarlar, duygusal rezonans lar ve görünürlük gerekir.
Peki Neden Selçuklu Formları Bazen Yanlış Okunur?
Selçuklu Dönemi mimarisinde anıtsal kapılar (taç kapılar), derinlikli nişler, dikey vurgu, güçlü kütle etkisi üzerine kuruludur.
Modern kullanıcı ise bu dili her zaman doğru okuyamaz. Bağlam kopunca: ,tarihsel sembol , modern kaygıya...
Uhrevî vurgu karamsar algıya
anıtsallık ise soğukluk hissine dönüşebilir.
şeklinde anlam kaymaları yaşanabilir.
Sonuç olarak, Bir giriş kapısına yönelik bireysel çağrışımlar, tekrar ve sosyal dolaşım yoluyla zaman içinde kolektif algıya dönüşebilir. Bu dönüşüm kaçınılmaz değildir; fakat yönetilmezse kurumsal imaj üzerinde gerçek etkiler üretebilir.
Bartın Üniversitesi özelinde bu kapının kolektif algıya dönüşme riski yüksek gözükmüyor.
Saygılarımla.