Türk Eğitim-Sen Bartın Şubesi işyeri temsilcileri istişare toplantısı yapıldı.

Toplantıda Şube Başkanı Sezai HANGİŞİ bir konuşma yaptı. Hangişi konuşmasında; "Değerli Şube Yönetim Kurulu Üyelerim, Değerli ilçe Temsilcilerim, Şube Kadın Komisyonu Üyelerim, Değerli İşyeri Temsilcilerim ve basınımızın değerli çalışanları sizleri saygı, sevgi ve hürmetlerimle selamlıyorum. Katılımlarınızdan dolayı hepinize teşekkürlerimi sunuyorum.Onurlu, şahsiyetli ve mücadeleci… Hem de mangal gibi yürekli! Biz Türk Eğitim-Sen’iz. Milletimiz ve eğitim çalışanları için önemliyiz ve farklıyız. Şahsiyetin, onurun, küçük çıkarlar için satılığa çıkarıldığı şu günlerde verilen mücadelenin önemli ve kutsal olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Türk Eğitim-Sen Türk milletinin birlik ve beraberliğinin sembolüdür. Eğitim çalışanlarının daha iyi haklara sahip olmasını isteyenlerin bu sendikayı güçlü kılması gerekmektedir. Sendikacılık hakkı tutup kaldırmaktır. Sendikacılık menfaatlenmek değil haksızlığa karşı mücadele etmektir. Türk Eğitim-Sen olarak haksızlığa karşı mücadelemiz yılmadan devam edecektir. Eğitim ve çalışma hayatıyla şöyle ya da böyle ilgili olan herkes şundan emin olsun ki; gerçek sendikacılığın adresi olan Türk Eğitim-Sen, emin adımlarla ve korkusuzca yürüyüşünü sürdürüyor. Saldırılara, iftiralara, baskı ve ahlaksız yönlendirmelere rağmen her geçen zaman daha da büyüyerek yoluna devam ediyor. İlkesizliğe ve ucuzluğa prim vermeyen, geçici ikballer uğruna değerlerinin ve inandıklarının pazarlanması tekliflerine hayır diyen yiğit yürekli eğitim çalışanları, bu dönemde de adam gibi sendikaya omuz veriyor. Bu sürece emek veren bütün arkadaşlarımızı yürekten kutluyorum." dedi.

HANGİŞİ: ÖĞRETMENLERİMİZİN CAN GÜVENLİĞİ İÇİN ATILAN HER ADIMI DESTEKLİYORUZ

Türk Eğitim-Sen Bartın Şube Başkanı Sezai HANGİŞİ, Cizre ve Silopi’de görev yapan öğretmenlerimizin hizmet içi eğitime alınmasına yönelik kararı değerlendirdi. “Öğretmenlerin can güvenliği için atılan  her türlü adımı destekliyoruz” diyen Hangişi, “Olağanüstü şartlarda olağanüstü tedbirler almak doğru bir yaklaşımdır ve siyasi farklılıklarla değerlendirilemez” dedi. MEB Silopi ve Cizre'de görev yapan öğretmenlerle, Kastamonu ve Artvin'in bazı ilçelerinde görev yapan öğretmenlere yönelik 3 günlük hizmet içi eğitim yapılacağını açıklayan bir yazıyı bu illere göndermiştir. Bu alınması gereken bir tedbirdir ve uygulanmıştır, ancak Silopi ve Cizre'de yerel yöneticilerin hatası sebebiyle sıkıntılar yaşanmıştır. Özellikle bu bölgede görev yapan öğretmenlerimizin can güvenliği konusunda sıkıntı yaşayacağı bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla bu ortamın bu bölgelerde eğitim öğretimi bir süre de olsa olumsuz etkileyeceği, inkıtaya uğratacağı açıktır. Gerek öğretmenlerimizin gerekse öğrencilerimizin can güvenliğini sağlamak adına atılacak her türlü adımı, ortaya konulacak her türlü tedbiri doğru buluyor ve destekliyoruz. Olağanüstü şartlarda olağanüstü tedbirler almak doğru bir yaklaşımdır ve siyasi farklılıklarla değerlendirilemez. Devlet bu bölgelerde hayatın normalleşmesi için her türlü tedbiri almaktan çekinmemelidir, bu doğrultuda atılacak her adımı önemli görüyoruz.

KAMU ÇALIŞANLARI VE EMEKLİLER MEMUR-SEN YÜZÜNDEN 1.8 ZARARDA

2013 yılı toplu sözleşmesinde 2015 yılı enflasyon farkı ödenmesi maddesinin, 2015 yılı toplu sözleşmesinde Memur Sen ve Hükümet tarafından tekrar düzenlenmesi nedeniyle kamu çalışanları ve emekliler enflasyon mağduru olacaklar. Çünkü; 2013 yılı enflasyon zammına ilişkin olarak 2014-2015 yılına yönelik yapılan toplu sözleşmesinin 7. maddesine göre; 2015 yılı toplam enflasyon miktarının, memura o yıl yapılan zam oranını geçmesi halinde, aradaki fark kadar zam yapılır. Bu hükme göre memurlar 2016 yılı Ocak ayında 2015 yılı enflasyon farkını zam olarak alacaklardı. Fakat; 2013 yılında imzalanan bu toplu sözleşme maddesi 2015 yılı toplu sözleşmesinde Memur Sen ve Hükümet tarafından 2016 yılı ocak ayında memurlara ödenecek 2015 yılı enflasyon farkı ödemesi memurların ve emeklilerin aleyhine tekrar düzenlenmiştir. Yani 2013 de anlaşılan bir konu 2015 yılında sonradan aleyhte değiştirilmiştir. Bir sendikanın hukuken 2013 yılında imzalamış olduğu toplu sözleşme hükümlerini, 2015 yılında yapılan toplu sözleşmeyle değiştirme hakkı yoktur.

SÖZÜMÜZ, SÖZÜ NAMUS BİLENLEREDİR!

1 Kasım Genel seçimleri akabinde kurulan 64 üncü Hükümet, TBMM’de güven oyu alarak iş başı yaptı. Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun TBMM’de okuduğu Hükümet programı, AKP’nin önümüzdeki dört yıl süresince izleyeceği yol haritasına işaret ediyor. Hükümetin, her konuda olduğu gibi, eğitim alanında da gündeme taşıdığı taahhütler programda yerini bulmuş. Türk Eğitim-Sen, “Bizim ilkemiz önce ülkemiz” diyen ve “Çalışan, üreten, yol gösteren, hak eden ve hak ettiğini mutlaka alan” bir sendikacılık anlayışını benimsemiş olan bir karaktere sahiptir. Bu itibarla, bugüne kadar olduğu gibi, yapılan her doğruyu desteklemekten imtina etmeyeceğimiz gibi; eğitim hayatımız ve eğitim çalışanları adına, verilen sözlerin ve yapılanların da ısrarcı takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyoruz. Başbakan Ahmet Davutoğlu, güven oylaması sonucu Meclis kürsüsünden yaptığı teşekkür konuşmasında, “Hiçbir zaman hiçbir kesimi ihmal etmeyeceğiz, önerilere açık olacağız... Sivil toplum kesimleriyle temas halinde bulunacak ve bize iletecekleri her fikre açık olacağız” diye bir taahhütte de bulundu. Dileriz ki, siyasi iktidar, geçmiş 13 yılda sıklıkla şahit olduğumuz çirkinliklere, ötekileştirmeye, ayrıştırmaya son verir; bütün kamu çalışanlarına eşit mesafede durur ve bir mikrop gibi çalışma hayatının içine giren ve insanlarımız arasına nefret tohumları ekenlere eyvallah etmez. Bu temennimiz gerçekleşirse, bu yeni dönemde herkes ve her kesim topyekün  fayda sağlar. Gerçekleşmezse mi? Bizim için bir şey değişmez! Türk Eğitim-Sen, 13 yıldır en iyi yaptığı şeyi; yani adam gibi sendikacılığı yine adam gibi yapmaya devam eder. Genel Başkanımız sayın İsmail Koncuk’un ifade ettiği gibi, “Biz, Türkiye’de adalet hâkim kılınsın, huzur sağlansın, ayrımcılık bitsin istiyoruz. Asla kavgadan yana değiliz. Ama şunu da söylüyoruz; eğer kavga edecek adam arıyorsanız, bizden daha baba yiğidini, daha cesurunu, daha gözü karasını da bulamazsınız” diyoruz.

Şimdi izleyeceğiz. Ziya Paşa’nın dediği gibi “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”. Gecekonduvari kanuni düzenlemelerle görevden alınan on binlerce okul idarecisinin hakları hususunda ne yapacaklarını izleyeceğiz, Bir hizmet kuruluşu olduğunu unutup YURTKUR’u babasının çitliği gibi idare edenlere karşı nasıl bir tedbir alacaklarını  izleyeceğiz, Yerel ve yüksek mahkemelerin kararlarını inatla uygulamayan bürokratlar hususunda yapacaklarını izleyeceğiz, En temel insani ve mesleki hakları dahi politik iştahları için utanmazca ve doymamacasına kullanan siyasetçi ve bürokratlar hususunda ortaya koyacakları tasarrufları izleyeceğiz, Kamu mevzuatındaki en basit gerekli düzenlemeleri dahi sendikal ve siyasi ranta çevirme çirkefliğinde yuvarlananlara karşı ne yapacaklarını izleyeceğiz, Devlet adabından ve iş ahlakından yoksun keyfiliklerle devlet idaresini kokuşturan rezillere karşı nasıl bir tedbir alacaklarını izleyeceğiz, Sırf kendilerine biat etmedikleri için, binlerce kamu çalışanının hakkını gasp eden Allah’tan korkmaz kuldan utanmazlara karşı ne yapacaklarını izleyeceğiz, Kamu yönetimine çöreklenmiş olan sendika görünümlü paralel örgütün; kamu çalışanları arasına düşmanlıklar sokarak, memurlarımızı birbirine diş biler hale getirerek ve her durum ve gelişmeyi kamu çalışanlarına yönelik bir tehdit unsuru gibi kullanarak çalışma hayatının içine etmesine bir tedbir alıp almayacağını izleyeceğiz…
Verilen sözün yerine getirilip getirilmediğini izleyeceğiz! Söz, namus değil midir?