Gündemde 13–14 yaşındaki bir çocuğun arkadaşını ö*d*rdüğüne dair bir haber var. Olayın ardından herkes aynı soruya odaklanmış durumda: “Ceza almalı mı?”

Bu soru önemli.
Ama eksik.

Çünkü bu tür vakalar yalnızca hukuk başlığı altında değil; insan psikolojisi, sosyoloji ve felsefi yaklaşımlar birlikte ele alınarak değerlendirildiğinde anlam kazanır.

Peki dünya genelinde bu meseleye nasıl bakılıyor?

1. Psikoloji açısından: “Çocuk” ne demek?

13–14 yaş, nörolojik olarak tamamlanmamış bir zihin demektir.

Bu yaş grubunda:
• Prefrontal korteks (dürtü kontrolü, sonuç öngörme, empati) henüz gelişimini tamamlamamıştır.
• Çocuklar:
• Anlık öfkeye daha açıktır
• Sonucu düşünmeden hareket edebilir
• “Öldürmenin geri dönüşsüzlüğünü” soyut olarak bilseler bile, bunu duygusal düzeyde tam olarak idrak edemezler

Bu ne anlama gelmez?

“Masumdur, hiçbir şey yokmuş gibi davranalım.”

Ama şunu açıkça ifade eder:

Aynı fiili işleyen bir yetişkinle, aynı zihinsel sorumluluk düzeyinde değildir.

Psikoloji bu noktada net konuşur:
Fail vardır, ancak failin zihni henüz olgun değildir.

2. Sosyoloji açısından: Çocuk birey midir, ürün müdür?

Sosyoloji soruyu bireyden başlatmaz.
Şunu sorar:

“Bu çocuk nerede, nasıl ve kimlerin arasında büyüdü?”

Araştırmalar gösteriyor ki:
• Şiddete maruz kalan
• İhmal edilen
• Sürekli baskılanan
• Duygusal olarak yalnız bırakılan
• Dijital şiddete (oyunlar, videolar, görüntüler) erken yaşta maruz kalan çocuklarda

👉 Şiddet zamanla normalleşiyor.

Bu nedenle sosyoloji şu cümleyi kurar:

“Bu çocuk yalnızca bireysel bir suçlu değil, aynı zamanda bir toplumsal arızanın sonucudur.”

Yani:
• Aile
• Eğitim sistemi
• Mahalle
• Dijital kültür
• Yetişkinlerin dili

… bu suçun dolaylı failleridir.

3. Hukuk açısından: Ceza mı, sorumluluk mu?

Hukuk iki kavramı birbirinden ayırır:
• Cezalandırma
• Islah / rehabilitasyon

Modern hukuk şunu kabul eder:
• Çocuklara verilen ceza intikam amaçlı olamaz
• Ancak hiçbir yaptırım uygulanmaması da toplumsal güveni zedeler

Bu nedenle birçok ülkede:
• Çocuklara özel infaz rejimleri
• Kapalı ama eğitim ve psikoterapi odaklı kurumlar bulunur

Buradaki asıl soru şudur:

“Biz neyi amaçlıyoruz?
Öfkemizi mi dindirmeyi,
yoksa bir insanı daha kaybetmemeyi mi?”

4. Felsefi açıdan: Suç, irade ve kötülük

Felsefe bu noktada devreye girer.

Kant, ahlaki sorumluluğun ancak aklını kullanabilen özerk bireyler için geçerli olduğunu söyler.
13–14 yaşındaki bir çocuk tam anlamıyla özerk değildir.

Hannah Arendt ise şunu hatırlatır:

“Kötülük her zaman canavarca değildir; çoğu zaman düşüncesizlikten doğar.”

Çocuk suçları çoğu zaman:
• Planlanmış kötülükten değil
• Kontrolsüzlükten ve düşüncesizlikten kaynaklanır

Varoluşçu bakış ise soruyu sertleştirir:

“İnsan yaptığı şeydir.”

Ama burada durup sormak gerekir:
Bu çocuk gerçekten seçebildi mi, yoksa sürüklendi mi?

5. En zor soru: Ceza almalı mı?

Net konuşalım.

❌ “Hiç ceza almasın” demek adaleti yaralar
❌ “Yetişkin gibi ceza alsın” demek bilimi inkâr eder

Doğru yaklaşım şudur:
• Özgürlüğü kısıtlanan
• Psikolojik olarak yoğun şekilde değerlendirilen
• Uzun süreli rehabilitasyona tabi tutulan
• Topluma yeniden kazandırılması hedeflenen

bir süreç.

Buradaki ceza:
• İntikam değil
• Koruma ve ıslah amacı taşır.

6. Asıl rahatsız edici gerçek

Bu tür olaylarda toplum çoğu zaman şunu yapar:

“Bir çocuğu suçlu ilan edip rahatlamak.”

Ama şu soruları sormaz:
• Bu çocuk daha önce kime çarptı da kimse dur demedi?
• Hangi yetişkinler bu çocuğu görmedi?
• Hangi sistem erken uyarı vermedi?

Asıl tehlike işte tam da buradadır.

Çünkü çocuk suçları, yalnızca bireysel trajediler değil;
toplumun görmezden geldiği kırılmaların aynasıdır.