IRMAK ÇEVRELERİNDEKİ EVLER YIKILIR
Önceki hafta Van’da meydana gelen ve yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği depremin ardından Bartın’daki yapılaşmayı işin uzmanlarına sorduk. 1. derece deprem bölgesi olan Bartın’da tehlikenin boyutunu görüştüğümüz Jeoloji mühendisleri Şevki Bayraktaroğlu ve Refik Bilaloğlu, önemli açıklamalarda bulundu. Jeoloji Mühendisi Bayraktaroğlu, “Deprem, dünyanın doğal bir davranış şeklidir. Ayrıca deprem, can kaybı dışında olumsuz bir şey de değildir. Bizim doğamızı zenginleştirerek tarım topraklarımızı artıran ve bize yaşam olanağı sağlayan bir unsurdur. Ama biz bu unsuru olumsuz yönde kullanıyoruz. Binalarımızı gerektiği gibi sağlıklı bir şekilde uygun yerlere yapmıyoruz. Bartın’a yüzlerce yıl evvel yerleşmiş olan atalarımız, ilimizde yerleşim yeri olarak en uygun olan Kırtepe ve Halatçıyaması gibi sağlam yerlere yerleşmişler. Aladağ ve Orduyeri gibi yüksek bölgeler de ev yapılacak uygun yerlerden. İlimizi çevreleyen ırmak, kendi yatağında akıyor. Fakat ırmağın getirmiş olduğu alüvyonlarda meyve ve sebze üretmemiz gerekirken, oralara binalar yapıyoruz. Irmağın geçtiği yerlerin zeminleri sağlam değildir, bizler o bölgelere binalar yapıyoruz. Halkımız tarafından da bu binalara talep oluyor, ev almanın uygun olacağını düşünüyor. Bana göre hiçbir şekilde uygun değil. Hem zemin sağlam değil, hem hava kirliliği oraya çöküyor, hem rutubet var. Yani bütün olumsuz koşullar o bölgede var. Ama hangi neden ve yaklaşımla bunu yapıyorlar onu bilemiyorum. İşin doğal hasarının yanında kendi kendimize verdiğimiz zarar da var” dedi.
YENİ VALİLİK, BELEDİYE BİNASI YERİ YANLIŞ SEÇİM BUNUN BEDELİNİ BİZ ÖDEYECEĞİZ
Bina yapan mühendislerin dürüst olması gerektiğini ifade eden Bayraktaroğlu, “Meydana gelen depremlerde, binalarda kullanılan malzemelerde ne kadar haksız kazanç varsa, bunun bedelini orda ölen insanlar ödüyor. Türkiye deprem bölgesidir. İlkokuldan itibaren çocuklarımıza jeoloji dersinin mutlaka ve mutlaka öğretilmesi gereklidir. Japonya’da bu böyle yapılıyor ve orada 7,2’lik bir depremde 1 kişi öldüyse, bu kişi neden öldü diye sorguluyor. Bizde ise 6 büyüklüğünde bir depremde bin kişi öldüğü zaman takdiri ilahidir diyoruz. Hâlbuki böyle bir şey söz konusu değil. Dolayısıyla bizim eğitimimizi ona göre şekillendirmemiz lazım. Belediye Başkanlığı yapan Valilik yapan, doktorluk yapan, mühendislik yapan, öğrenim gören herkesin jeolojiyi bilmesi lazım. Bildiği zaman o ırmak kenarındaki evi satın almayacaktır. Bildiği zaman o müteahhitler ırmak kenarına ev yapmayacaktır. O müteahhitler, ırmak yatağına yaptıkları binalardan demiri, çimentoyu çalmayacaktır. Bartın’ı bu perspektif içerisinde değerlendirdiğimiz zaman, zeminin çok sağlam olduğu yerler var. Özellikle yeni valilik, belediye, şehirlerarası otobüs terminali ve otoyolun geçmiş olduğu alandaki bütün zeminler bana göre yanlış olan seçimlerdir. Bunun bedelini biz ödeyeceğiz. Bunun için kahin olmaya gerek yok. Her depremden sonra aynı şeyler konuşuluyor. 1999 yılında yaşanan depremden sonra da ben aynı şeyleri söyledim, 2011 yılı oldu 12 yıl geçti ve yine aynı şeyleri söylüyorum. Değişen hiçbir şey yok” diye konuştu.
TEMELİNDEN SU ÇIKAN YERE RUHSAT VERİLMEMESİ LAZIM
Depreme karşı vatandaşların da bilinçli hareket etmesi gerektiğini kaydeden Bayraktaroğlu, “Ev alırken evin fayansına, banyosuna, mutfağına genişliğine bakmadan önce zemininin sağlam olum olmadığını kontrol etmesi gerekiyor. Temel kazıldığı zaman eğer oradan su çıkıyorsa orada bir sorun var demektir zaten. Belediyenin buna ruhsat vermemesi lazım, imara açmaması lazım. Belediyenin bünyesinde bu zemin bilgilerini verebilecek kişiler var. Amir memur ilişkisi içerisinde eğer çalışanın sicili amirine bağlıysa, çalışan, amirinin dediğinden daha fazla bir şey yapamıyor. Herkes bizim gibi Donkişotluk yapamıyor. Belediyelerde ast üst ilişkisi içerisinde bir amir memuruna sen bilmezsin, öyle yap diyor, o da öyle yapıyor. Ondan sonra da orası yerleşim yerine açılıyor. Daha sonra oralara Valilik yapıyoruz, Belediye binası yapıyoruz. Yani akıl alınır bir şey değil bu. Böyle felaketler olduğu zaman bizim içimiz kan ağlıyor. Çünkü biz bunun böyle olacağını önceden biliyoruz. Diyelim ki Bartın’da bir sel baskını oldu veya deprem oldu. Ben hangi evin sular altında kalıp, hangi evin yıkılacağını üç aşağı beş yukarı biliyorum. Ve böyle bir olay olduğu zaman bizler çok üzülüyoruz. Bizler her zaman haklı çıkmanın hazin hüznünü yaşıyoruz. Mühendislere kulak verilmesi gerekiyor. O işten kar elde edecek kişilerin dedikleri olmamalı bana göre. Belediye Başkanı veya yetkili olan her kimse bu böyle olmaz, olmamalı demeli. Bizim 1998 yılında yaşadığımız sel felaketinde suyun ulaştığı yerlerde şuan binalar var. Eğer aynı felaket söz konusu olursa o su nereden akacak? O zaman su 12 buçuk kotuna gelmişti su. Şimdi ise tekrar yaşanması halinde su 13, 14 kotunu zorlayacaktır. Daha da yukarıya çıkacaktır. Çünkü geçtiği yerlerde bina ve asfalt var. Çünkü suyun akacak yeri kalmadı. Bu durumları halkımıza anlatmamız lazım. Bunlar da zamanla olacak şeyler. Bugün halkı bilinçlendirdik diyelim, ancak 15 yıl sonra semeresini alabiliriz. Zamanımızda vatandaş günü kurtarmaya çalışıyor. Bu nedenle eğitime en başından başlamalıyız. Bu nedenlerden dolayı jeoloji sevilen bir bilim dalı değildir. Ürkütücüdür ama gerçektir” dedi.
KAMPÜS ALANININ YAPILDIĞI YER ÇOK RİSKLİ
Van’da deprem olduğu geceyi uykusuz olarak geçirdiğini dile getiren Bayraktaroğlu, “Çünkü bizler biliyoruz, neden olduğunu biliyoruz. Göz göre göre canlar gidiyor. Gazetelerde görüyoruz, Van’da bir gölgede müteahhit binayı yapmış, depremde bina yan yatmış ancak binada hiç çatlak yok. İşte bu tamamen zeminle alakalı bir durum. O binanın o zemine yapılmaması gerekiyordu. Daha manzaralı ve daha havadar olmasına rağmen niçin dağları değil de ovaları tercih ediyoruz anlamış değilim. Dolayısıyla Bartın’ı da bu perspektif içinde değerlendirmek gerekiyor. Planlarımızı bunlara göre yapmalıyız. Bir jeoloji mühendisi ‘Burası ırmak yatağıdır, buraya inşaat yapamazsınız’ dediğinde sen buraya park bahçe yapacaksın, yürüyüş alanları yapacaksın. Buralarda vatandaş koşacak, gezecek, yürüyecek, etkinliklere katılacak. Ev yapacaksa da gidecek dağın başına yapacak. Ulaşımı da buna göre yapacaksınız. Biz, iki ırmağın arasına sıkıştık kaldık. Şehrin gidişini de buna göre belirlememiz gerekiyor. Herkesin de dediği gibi denize doğru ilerlememiz gerekirken, yeni üniversiteyi ovanın ortasına kuruyoruz. Hem bina maliyetini artırıyoruz, hem de deprem riskini artırıyoruz. Üniversite bu sonuçta. Bunlar trajikomik işler. 1999 depreminde İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Avcılar’da heyelan altında kalmıştı. Böyle bir şey olmaz, olmamalı. Dünyanın hiçbir yerinde benzeri yoktur bunun. Üniversite, Belediye binası ve Vilayet binasının bulunduğu yerler değil. Bu yer tercihleri, şehrin oraya taşınması anlamına geliyor. Kamu binaları ne kadar sağlam yapılsa da çevresinde oluşacak binaların riski çok daha artıyor. Şehir o bölgeye doğru gidiyor. Söyleyecek hiçbir şey yok. Depremde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyoruz. Hiçbir şey yapamıyoruz, bile bile lades” dedi.
BİLALOĞLU: IRMAK ÇEVRESİ ZAYIF ZEMİNDİR
Jeoloji Mühendisi Refik Bilaloğlu ise, “Bilindiği gibi yer kabuğunun özelliği doğrultusuyla, magmanın üzerinde yürüyen bir tabaka şeklinde yeryüzünü oluşturan küredir. Bu kürelerin altındaki daha sıvı olan magmanın çekirdekten gelen ısılar dolayısıyla yukarı doğru hareket etmesi ve soğuyarak aşağıya inmesi yer kabuğunun içinde konveksiyon akımı oluşturarak belirli bir hareket kazanıyor. Bu harekette magmanın üzerinde bulunan kabuğu etkiliyor ve yer yer kırıyor. Biz bu birleştirilen parçaları plakalar adını veriyoruz. Bartın yöresine bakacak olursak bildiğiniz gibi 1968 yılında 6,5. derecede bir deprem geçirdik. Tabi ki Bartın’da tekrar bir deprem olacağını tahmin etmek çok zor. Ayrıca bu Kuzey Anadolu fayına direk bağlı olmayan bir fay hattı üzerinde oluşmuş depremdi. Sismoloji bölümü deprem bölgelerini ayırırken, bir yerde deprem olmuş ise ilerde de olma olasılığı yüksektir. Tabi ki bu değerlendirmelerden sonra Bartın tekrar birinci derece deprem bölgesine alındı. Bartın’da yapılan yapılarda ise ek güvenlik tedbirleri alınmaya başlandı. Depreme karşı güvenliğimizi düşündüğümüz zaman birkaç kriter var. İlk olarak depremin şiddeti ve büyüklüğü, Bartın’da olan deprem bu kadar büyük değildi. Tabi ki daha büyük bir deprem olasılığı varıdır bunu bilemeyiz ama bu mevcut faylanma sistemine göre düşündüğümüzde daha büyük bir deprem yaşama olasılığımız şahsi fikrim düşük görünüyor. Büyük deprem olan bölgelerde yapısal önlemleri, inşaatlarda temellerle ilgili kuvvetlendirme sağlam temel atma çalışmalarını daha titizlikle davranılması gerekli bir konudur. Yaşadığımız bölgenin zemini nasıl, deprem zayıf zeminlerdeki yapıları daha çok etkiliyor. Bilindiği gibi iki tarafımızı ırmak çeviriyor ve bunun kapsadığı alüvyon alanı var. Bu alüvyonda jeolojik olarak zayıf bir zemindir. Bunun yanı sıra arasında kalan Eski şehir yerleşim alanı çoğunlukla kaya zemin üzerine, tepeleri üzerine nispeten ırmak boyunca uzanan zeminlere nazaran daha kuvvetli zeminler tercih edilmeli. Dolayısıyla bu ırmak çevresindeki zemininden ya uzaklaşarak hiç yapı yapmamamız lazım ya da mümkün mertebe az yapmamız lazım” dedi.
ALÜVYON TİPİ YIKILMANIN EN TİPİK ÖRNEĞİ DÜZCE’DE GÖRÜLDÜ
İnşaat projesi yapılırken statik proje yapıldığını ve zeminden katsayı alınarak sağlamlığının ölçüldüğünü kaydeden Bilaloğlu, “Eğer ki zemin ne kadar zayıfsa o kadar çok donatı istiyor. Bizde bu olaya zeminde emniyet gerilmesi diyoruz. Zeminde emniyet gerilmesi katsayısı ne kadar düşükse o kadar çok önlem almamız lazım. 1999 yılında bu kurala çok uyulmuyordu. Emniyet gerilmesinin deneysel olarak belirlenmesi, böyle bir zorunluluk yoktu. Statik projeleri yapanlar kendi tahminlerine göre, çevredeki edindikleri bilgilere göre, kendi tecrübelerine göre belirli bir kat sayı alıyorlardı. 1999 yılından sonra bu zemin sağlamlılığı konusu çok gündeme geldiği için, zemin emniyet gerilmesi yasayla belirli bir kurallara bağlandı. Buna göre bir jeoloji mühendisi, jeolojik etüt yapacak ve zemin emniyet gerilmesini tahin edecek. Alüvyon tipi yıkılmanın en tipik örneği Düzce’de görüldü. Düzce’de sıvılaşma dediğimiz olay meydana geldi ve zemin üstüne ne koyarsanız koyun hepsi devrildi. Tabi iyi donatıyla yapılmış binalar sadece yatarak kendilerini kurtardılar. Bizim alüvyonumuz o kadar derin değil, bizim bölgemiz çok fazla kum intiba etmiyor. Bu yapılar statik yapılan bu belirlemeler, dinamik yüklemeleri ne kadar hesaba katıyor çok emin değilim. Bizim jeoloji mühendisi olarak verdiğimiz para metreler, direk olarak depremin ne kadar etkili olacağına dair jeofizik araştırmalarında yapılması gerekli. Depremler yanal yüklerdir, statik katsayılar ise binanın kendi ağırlığıyla zeminde oluşturduğu defolmansa karşı yapılan hesaplamalarda kullanılır. Dolayısıyla jeofizik mühendisleri de bu zemin etütleri içine girmeye başlamışlardır. Fakat bütün şehrimizi karakterize eden çok detaylı etütlerde, yanal titreşimlere karşı zeminimiz ne kadar dayanıyor, onlara karşı gerekli olduğunu düşünüyorum” sözlerine yer verdi.