Türkiye’de siyaset, ne yazık ki son yıllarda özünden uzaklaşmış, milletin derdiyle dertlenmek yerine gündem saptıran tartışmaların içine hapsolmuştur.
Oysa siyaset; ahlak, sorumluluk ve vicdan işidir. Bu üç temel değerden yoksun bir anlayışın millete verebileceği hiçbir şey yoktur.
Bugün açıkça görülüyor ki bazı siyasetçilerin ahlaki duruşunda ciddi problemler vardır. Nefsine hâkim olamayan, makamı kişisel hırslarının aracı haline getiren, topluma örnek olması gerekirken yanlışlarıyla gündeme gelen bir anlayışın bu ülkeye fayda sağlaması mümkün değildir. Siyaset, nefis terbiyesi gerektirir. Kendi zaaflarını yönetemeyen, milleti nasıl yönetecek?
Öte yandan coğrafyamız ateş çemberine dönmüş durumda. Çevremizde savaşlar, krizler ve istikrarsızlıklar yaşanırken Türkiye’nin çok daha güçlü, çok daha dirayetli bir duruş sergilemesi gerekir. Ancak biz neyle meşgulüz? Sabah akşam ekranlarda, milleti ilgilendirmeyen, ülkeye bir gram faydası olmayan tartışmalar…
Sokağın gerçeği ise çok farklı.
Emekli, aldığı maaşla ay sonunu getiremiyor.
Esnaf, siftah yapmadan kepenk kapatıyor.
Şoförler, trafikte ceza yememek için stres altında direksiyon sallıyor.
Vergi denetimleri, zaten zor durumda olan küçük esnafın belini daha da büküyor.
Yani millet geçim derdinde, siyaset ise gündem derdinde…
İşte asıl kopuş tam da burada yaşanıyor. Milletin yaşadığı gerçeklerle, siyasetçinin konuştuğu konular arasında derin bir uçurum oluşmuş durumda. Bu uçurum büyüdükçe güven azalıyor, umut zayıflıyor.
Oysa olması gereken çok açık:
Siyasetçinin dili birleştirici, ahlakı örnek, gündemi millet olmalıdır.
Milletin derdi konuşulmalı, çözüm üretilmeli, gereksiz tartışmalarla zaman kaybedilmemelidir.
Unutulmamalıdır ki;
Bu millet feraset sahibidir. Kimin samimi, kimin sahte olduğunu çok iyi görür.
Ve günü geldiğinde, sandıkta en doğru cevabı verir.
Siyaset, kişisel zaafların değil; milletin emanetidir.
Bu emaneti taşıyamayanlar ise o koltuklarda bir gün bile oturmamalıdır.