“Nerede o eski Ramazanlar?” demek artık bir nostalji cümlesi değil, bir vicdan muhasebesi oldu.
“Nerede o eski Ramazanlar?” demek artık bir nostalji cümlesi değil, bir vicdan muhasebesi oldu.
Bir zamanlar Ramazan; sadece oruç tutulan bir ay değil, gönüllerin birbirine açıldığı, kapıların kilitsiz, sofraların hesapsız kurulduğu mübarek bir mevsimdi. Teknolojinin olmadığı, telefonların susup kalplerin konuştuğu, çocukların sokakta “iftara kaç dakika kaldı?” diye heyecanla koşturduğu günlerdi.
Komşu Kokusu Olan Sofralar
İftar vakti yaklaştığında bir telaş başlardı mahallede. Bir tencereden çıkan yemek, üç eve pay edilirdi. Kimin kapısı çalınsa, “Buyurun, soframız berekettir” denirdi. Davet için özel mesajlara, gösterişli organizasyonlara gerek yoktu. Samimiyet davetiyenin yerini tutardı.
Akraba ziyaretleri Ramazan’ın ruhuydu. Büyüklerin elleri öpülür, küçüklere harçlık verilir, sofrada en kıymetli yer misafire ayrılırdı. O sofralarda lüks yoktu ama huzur vardı. Çeşit azdı ama muhabbet çoktu.
Çünkü Ramazan; paylaşmanın, sabrın ve şükrün ayıydı.
Gösterişli Sofralar, Eksik Gönüller
Bugün ise manzara değişti. Otellerde, salonlarda, ışıklar altında kurulan uzun masalar… Kurumların ve şirketlerin verdiği ihtişamlı iftar davetleri… Sosyal medyada paylaşılan tabaklar, süslemeler, protokol fotoğrafları…
Sofralar büyüdü ama gönüller daraldı sanki.
Tabaklar çoğaldı ama ihtiyaç sahiplerine uzanan el azaldı.
Ramazan, bir reklam mevsimine dönüşmemeli. Oruç; aç kalmanın değil, açın halinden anlamanın adıdır. İftar; zenginin zengine verdiği bir ziyafet değil, var olanın yok olana uzattığı eldir.
Dinimizin Öğrettiği Ramazan
Dinimiz bize gösterişi değil, gizliliği öğütler. Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek der. Paylaşmanın makbulü, sessiz olandır. Yardımın en güzeli, mahcup etmeden yapılanıdır.
Ramazan ayı; nefsimizi terbiye etme ayıdır. Sadece midemizi değil, dilimizi, kalbimizi, gözümüzü de oruca almadıkça eksik kalırız. Gösterişle yapılan iftarların, fotoğraf karelerine sığan hayırların manevî karşılığı ne kadar olur, bunu hepimizin düşünmesi gerekir.
Asıl Zenginlik
Gerçek zenginlik; sofranın büyüklüğünde değil, kalbin genişliğindedir.
Gerçek bereket; tabaktaki çeşit sayısında değil, sofradaki paylaşım ruhundadır.
Belki teknoloji hayatımızdan çıkmayacak. Belki kalabalık davetler de sürecek. Ama biz yine de eski Ramazanların ruhunu yaşatabiliriz. Bir kapı çalarak, bir ihtiyaç sahibini gözeterek, bir yetimin başını okşayarak…
Ramazan; hatırlamaktır.
Ramazan; vicdanı tazelemektir.
Ramazan; “ben”den “biz”e geçiştir.
Belki de mesele “Nerede o eski Ramazanlar?” demek değil…
Asıl soru şu: Biz, Ramazan’ın neresindeyiz?
