Son yıllarda Türkiye’de adını daha sık duymaya başladığımız bir madde var: metamfetamin. Uzmanların “çağımızın en tehlikeli…

Son yıllarda Türkiye’de adını daha sık duymaya başladığımız bir madde var: metamfetamin. Uzmanların “çağımızın en tehlikeli uyuşturucusu” olarak tanımladığı bu sentetik zehir, ne yazık ki özellikle gençler arasında hızla yayılıyor.

Metamfetamin, laboratuvar ortamında üretilen güçlü bir sentetik uyarıcıdır. Merkezi sinir sistemi üzerinde kısa sürede etkisini gösterir; kişiye yapay bir enerji, özgüven ve sahte bir mutluluk hissi verir. Ancak bu geçici “zirve”, çok hızlı bir düşüşün ve derin bir karanlığın başlangıcıdır.

En Düşük Dozda Bile Bağımlılık

Bu madde, en düşük dozda dahi bağımlılık yapabilen nadir uyuşturuculardan biridir. Yüksek dozda ise beyinde kalıcı tahribata yol açar. Hafıza kaybı, dikkat dağınıklığı, karar verme bozukluğu, psikoz, halüsinasyon, şiddet eğilimi ve ağır depresyon… Liste uzayıp gidiyor.

Sadece ruhsal değil, fiziksel etkileri de yıkıcıdır:
Aşırı kilo kaybı, diş çürümeleri, uyku bozuklukları ve cilt problemleri kullanıcıların en sık karşılaştığı sonuçlardır.

Ama asıl yıkım görünmeyen yerde başlar: Beyinde.

Gençlere Sunulan Sahte Cennet

Gençlere “enerji”, “özgüven” ve “mutluluk” vaat eden bu madde, aslında onları depresyona, psikozlara, şiddete ve hatta intihara sürükleyen bir uçurumdur. Kimi zaman merak, kimi zaman arkadaş çevresi, kimi zaman da kaçış duygusu bu kapıyı aralar.

Ne yazık ki çoğu zaman metamfetamin tek başına kullanılmıyor. Alkol, esrar, eroin, nikotin ve diğer uyarıcılarla birlikte alınan karışımlar — halk arasında “ölüm kokteyli” olarak bilinen karışımlar — aşırı doz, kalp krizi, koma ve ani ölümlere davetiye çıkarıyor.

Bu artık bireysel bir sorun değil. Toplumsal bir alarmdır.

Ailelere Büyük Sorumluluk Düşüyor

Bağımlılıkla mücadele yalnızca güvenlik operasyonlarıyla kazanılamaz. Eğitim, bilinçlendirme, aile desteği ve psikolojik rehabilitasyon bu mücadelenin en güçlü ayaklarıdır.

Anne babalara düşen görev ise çok net:
Çocuklardaki ani davranış değişikliklerini, uyku düzensizliklerini, aşırı kilo kaybını, içine kapanmayı ya da aşırı agresif tavırları görmezden gelmemek.

Erken müdahale hayat kurtarır.

Sessiz Kalmayalım

Unutmayalım: Bağımlılık bir kader değildir. Tedavi mümkündür.
Ancak ilk adım, tehlikeyi kabul etmek ve sessiz kalmamaktır.

Bugün konuşmazsak, yarın çok daha ağır bedeller ödeyebiliriz.
Bu mesele sadece bir güvenlik sorunu değil; bir gelecek meselesidir.
Gençlerimizi kaybetmeye tahammülümüz yok.