Bir Müslüman düşünün… Sabah ezanı okunmadan caminin yolunu tutan, beş vakit namazını aksatmayan, harama helale dikkat eden…

Bir Müslüman düşünün…

Sabah ezanı okunmadan caminin yolunu tutan, beş vakit namazını aksatmayan, harama helale dikkat eden, Allah’ın emirlerini yerine getirmeye çalışan bir insan…

Peki ya sonra?

Namazdan çıkınca komşusuna selam vermiyorsa, sabrı kalmamışsa, güven duygusu kaybolmuşsa, verdiği sözü tutmuyorsa, öfkesine hâkim olamıyorsa; burada durup düşünmek gerekmiyor mu?

Bugün sıkça duyduğumuz bir soru var:

Müslümanın içi boşaldı mı, yoksa boşaltıldı mı?

Çünkü Müslümanlık sadece ibadetlerden ibaret değildir. İslam; ahlaktır, merhamettir, sabırdır, saygıdır, sevgidir, güvenilir olmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanlara önce ahlakıyla örnek olmuş, “emin insan” sıfatıyla gönüllerde yer edinmiştir.

Bugün ise toplum olarak önemli bir kırılmanın içinden geçiyoruz.

İnsanlar birbirine tahammül edemiyor. Trafikte bir korna sesi kavgaya dönüşebiliyor. Sosyal medyada insanlar birbirini kırmayı marifet sanıyor. Komşuluk ilişkileri zayıflıyor, akrabalık bağları kopuyor. Aynı apartmanda yaşayan insanlar yıllarca birbirinin adını bilmeden yaşayabiliyor.

Eskiden bir köyde, bir mahallede herkes birbirinin derdiyle dertlenirdi. Bir evde cenaze varsa bütün mahalle sessizleşirdi. Bir düğün varsa herkes sevinci paylaşırdı. Bugün ise yanı başımızdaki insanın acısından da sevincinden de habersiz yaşıyoruz.

Daha da üzücü olanı, Allah’ın selamını vermenin bile azalmış olmasıdır.

Oysa selam, Müslümanlar arasındaki sevginin anahtarıdır. Karşılıksız verilen bir duadır. Fakat artık birçok insanın birbirine selam vermeye bile vakti yok. Menfaat yoksa ilgi yok, çıkar yoksa muhabbet yok.

Sorun sadece bireylerde değil; modern hayatın hızında, tüketim kültüründe, bencilliği teşvik eden anlayışlarda da gizli. İnsanlar daha çok kazanırken daha az paylaşır oldu. Daha çok konuşurken daha az dinler oldu. Daha kalabalıklar içinde yaşarken daha yalnız hale geldi.

Belki de mesele, dinin şekline sahip çıkarken özünü ihmal etmemizdir.

Çünkü Müslümanlık; sadece secdeye varmak değil, bir gönle de dokunabilmektir. Sadece oruç tutmak değil, dilini de kötü sözden koruyabilmektir. Sadece camiyi doldurmak değil, kalpleri de güzelliklerle doldurabilmektir.

Toplum olarak yeniden kendimize dönmeye ihtiyacımız var.

Birbirimize daha fazla selam vermeye, daha fazla sabretmeye, daha fazla güvenmeye ve güvenilir olmaya ihtiyacımız var.

Çünkü bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan sadece binaları, yolları veya ekonomisi değildir. O toplumu ayakta tutan; saygı, sevgi, merhamet, sadakat ve vicdandır.

Belki de bugün sormamız gereken soru şudur:

Müslümanlık hayatımızda ne kadar var değil; hayatımız Müslümanlığın güzelliklerini ne kadar yansıtıyor?

İşte cevabını bulmamız gereken asıl mesele budur.