Her yıl 24 Temmuz’da “Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü” kutlanıyor. Protokol mesajları yayımlanıyor, basının demokrasideki öneminden bahsediliyor...

24 Temmuz: Basının Özgürlüğünü Konuşuyoruz… Peki Yerel Basını Kim Konuşuyor?

Her yıl 24 Temmuz’da “Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü” kutlanıyor. Protokol mesajları yayımlanıyor, basının demokrasideki öneminden bahsediliyor, özgür haberciliğin vazgeçilmez olduğu ifade ediliyor.

Peki ertesi gün ne oluyor?

Yine aynı sessizlik…

Özellikle yerel basın için değişen hiçbir şey olmuyor.

Yerel gazeteciler; gecesini gündüzüne katıp kazaya, yangına, sele, afete, mahkeme koridorlarına, köy yollarına koşuyor. Soğukta, sıcakta, bayramda, tatilde demeden halkın haber alma hakkı için mücadele ediyor. Çoğu zaman kendi imkânlarıyla, büyük fedakârlıklarla görev yapıyor.

Ama ne yazık ki yerel basın, çoğu zaman sadece 10 Ocak’ta ve 24 Temmuz’da hatırlanıyor.

Bir kutlama mesajı…
Bir tebrik…
Birkaç güzel cümle…

Sonra yine unutuluyor.

Oysa yerel basın; bulunduğu şehrin hafızasıdır. Halk ile devlet arasında köprüdür. Bir yolun bozuk olduğunu, bir okulun eksiğini, bir hastanenin sorununu, bir vatandaşın sesini ilk duyuran yine yerel basındır.

Yerel basın güçsüzleşirse şehirler de sessizleşir.

Basın özgürlüğü sadece sansürün olmaması değildir. Gazetecinin ekonomik baskı altında kalmadan çalışabilmesi, emeğinin karşılığını alabilmesi, yaptığı haber nedeniyle dışlanmaması ve saygı görmesidir.

Bugün, 24 Temmuz’da özgürlüğü konuşuyorsak; önce yerel basının ayakta kalmasını konuşmalıyız.

Çünkü güçlü bir yerel basın olmadan güçlü bir demokrasi olmaz.

Bugün protokol mesajları paylaşmak elbette değerlidir. Ancak yerel basının gerçek ihtiyacı; yılda bir kez hatırlanmak değil, yılın her günü değer görmek, desteklenmek ve hak ettiği saygıyı görmektir.

24 Temmuz, sadece kutlama günü değil; yerel basının yaşadığı zorlukları görme ve çözüm üretme günü olmalıdır. Çünkü susturulan ya da yalnız bırakılan yerel basın, aslında halkın sesinin kısılması demektir.