“Makamların Değil, Halkın Gazetecisi Olmak” yerel gazetecilik dışarıdan bakıldığında kolay görünebilir. Bir haber yazarsın, fotoğrafını koyarsın, yayınlarsın…
“Makamların Değil, Halkın Gazetecisi Olmak”
yerel gazetecilik dışarıdan bakıldığında kolay görünebilir.
Bir haber yazarsın, fotoğrafını koyarsın, yayınlarsın…
Ama işin gerçeği hiç de öyle değildir.
Yerelde gazetecilik yapmak; küçük bir yerde büyük baskılara göğüs germektir. Herkesin birbirini tanıdığı, kimin kiminle görüştüğünün, kimin kime yakın olduğunun bilindiği bir ortamda doğru bildiğini yazabilmektir.
Çünkü yerel gazetecinin karşısındaki en büyük tehlike bazen sansür değildir.
Menfaat ilişkileridir.
Bir gün makamına gittiğiniz kişi, ertesi gün haberinizden rahatsız olabilir.
Bir dönem yanınızda duran siyasetçi, eleştirdiğiniz anda sizi karşısına alabilir.
Bir kurum reklam vermediğinde ekonomik olarak zorlanabilirsiniz.
Birileri telefon açıp, “Bunu neden yazdın?” diye hesap sorabilir.
İşte gazetecilik tam da orada başlar.
⸻
SİYASETİN MAŞASI DEĞİL, HALKIN SESİ OLMAK
Yerel basının görevi hiçbir siyasi partinin basın bürosu olmak değildir.
Gazeteci; iktidarın da muhalefetin de yanlışını yazabilmelidir.
Bugün alkışladığını yarın eleştirebilmelidir.
Dün eleştirdiğini bugün doğru yaptığı bir iş varsa takdir edebilmelidir.
Çünkü gazetecinin tarafı parti değil, halktır.
Gazeteci bir siyasetçinin yanında fotoğraf vermekten korkmamalı ama o fotoğrafın bedeli olarak kalemini de teslim etmemelidir.
Gazetecinin kalemi kiraya verilmez.
Birilerinin siyasi hesaplarına, kişisel hesaplaşmalarına veya makam mücadelelerine alet olan gazetecilik; gazetecilik değil, taşeronluktur.
⸻
EKONOMİK ZORLUKLAR BİZİ SATIN ALAMAZ
Yerel basının ekonomik şartları ortada.
Personel gideri var.
Matbaa gideri var.
Araç, yakıt, internet, ekipman, vergi, sigorta…
Bir haberin peşinden gitmenin bile maliyeti var.
Üstelik yerel gazeteci çoğu zaman yaptığı işin karşılığını almakta zorlanıyor.
Tam da bu noktada insanın karşısına bir tercih çıkıyor:
Ya kalemini satacaksın ya da zor şartlarda da olsa onurunu koruyacaksın.
Ben ikinci yolu tercih edenlerden yanayım.
Çünkü gazetecinin cebinde para olmayabilir.
Ama başını eğmeyecek kadar onuru olmalıdır.
⸻
HERKESE ŞİRİNLİK YAPMAK GAZETECİLİK DEĞİLDİR
Herkesi memnun eden gazeteci varsa, kusura bakmasın ama ortada gazetecilik konusunda ciddi bir soru işareti vardır.
Çünkü gerçek gazeteci bazen rahatsız eder.
Bazen soru sorar.
Bazen yanlışın karşısına dikilir.
Bazen güçlü birinin hoşuna gitmeyecek bir gerçeği yazar.
Ve bazen bunun bedelini de öder.
Gazeteci, alkış almak için değil; doğruyu söylemek için vardır.
Sırf bir makam sahibi kızmasın diye gerçeği saklamak…
Bir siyasetçi küsmüş diye haberi değiştirmek…
Reklam kesilir korkusuyla yanlışı görmezden gelmek…
Bunların adı gazetecilik değildir.
Bunun adı çıkar ilişkisi içinde yayıncılıktır.
⸻
YALAKALIK GEÇİCİ, GÜVEN KALICIDIR
Bugün bir makama yaranabilirsiniz.
Bir fotoğraf karesine girebilirsiniz.
Bir sofrada başköşeye oturabilirsiniz.
Bir siyasetçinin yanında görünerek kendinize güç devşirebilirsiniz.
Ama unutmayın:
Makamlar değişir. Başkanlar değişir. Milletvekilleri değişir. Belediye başkanları değişir. Partiler değişir.
Geriye ne kalır?
İsminiz ve mesleki itibarınız.
Bugün uğruna kaleminizi sattığınız kişi, yarın makamından ayrıldığında sizin yanınızda olmayabilir.
Ama insanların hafızasında sizin nasıl bir gazeteci olduğunuz kalır.
⸻
YEREL GAZETECİLİK CESARET İSTER
Yerelde gazetecilik yapan insanın işi zordur.
Çünkü haber yaptığınız insanla ertesi gün pazarda karşılaşırsınız.
Eleştirdiğiniz kişi komşunuzdur.
Hakkında haber yaptığınız kişi tanıdığınız biridir.
Ama bütün bunlara rağmen doğruyu yazabiliyorsanız…
İşte o zaman gazetecisiniz.
Tarafsızlık, herkese eşit mesafede durmaktır.
Dürüstlük, işinize geldiğinde değil, işinize gelmediğinde de doğruyu yazabilmektir.
İlke ise kimse görmüyorken bile çizginizi bozmamaktır.
⸻
Ben yerel basının siyasetin maşası değil, toplumun vicdanı olması gerektiğine inanıyorum.
Gazetecinin görevi alkışlamak değil, gerektiğinde hesap sormaktır.
Görevi makam sahiplerine yaranmak değil, halkın sorunlarını duyurmaktır.
Görevi güçlülerin yanında fotoğraf vermek değil, güçsüzün sesini duyurmaktır.
Ve en önemlisi;
Gazetecinin kalemi, kimseden emir almamalıdır.
Ekonomik sıkıntı çekebiliriz.
Yalnız kalabiliriz.
Eleştirilebiliriz.
Dışlanabiliriz.
Hatta bazı kapılar yüzümüze kapanabilir.
Ama bir gün geriye dönüp baktığımızda, “Ben kalemimi kimseye satmadım.” diyebiliyorsak, işte o zaman bu mesleği hakkıyla yapmışız demektir.
Çünkü yerel basında asıl mesele çok okunmak değil;
Güvenilir olmaktır.
Çok güçlü görünmek değil;
Doğrunun yanında duracak kadar güçlü olmaktır.
Ve unutmayalım:
YALAKALIKLA MAKAM KAZANILIR, AMA İTİBAR KAZANILMAZ.
BİZİM TARAFIMIZ BELLİ: HALKIN TARAFI.
KALEMİMİZ DE KİMSENİN MAŞASI OLMAYACAK KADAR ÖZGÜR!