Eskiden insanın derdi vardı ama umudu da vardı. Bugün ise birçok insanın elinin altında imkân var; arabası var, evi var, telefonu var, kimi makam sahibi...
Eskiden insanın derdi vardı ama umudu da vardı.
Bugün ise birçok insanın elinin altında imkân var; arabası var, evi var, telefonu var, kimi makam sahibi, kimi para sahibi… Hatta kimisinin yatı, katı, yazlığı var.
Ama gelin görün ki yüzler gülmüyor.
Sokakta huzursuzluk, trafikte öfke, alışverişte tartışma, aile içinde tahammülsüzlük… İnsanlar birbirine karşı daha kırgın, daha şüpheci ve daha agresif.
Bir yerde ciddi bir problem var.
Neyi kaybettik?
Belki de en büyük kaybımız para değil; saygı, sabır ve güven.
Eskiden komşunun kapısı çalınır, bir tabak yemek paylaşılırdı. İnsanlar birbirinin derdini dinlerdi. Büyük konuşurken küçük susardı, küçük konuşurken büyük dinlerdi.
Şimdi ise herkes konuşuyor ama kimse kimseyi dinlemiyor.
Herkes haklı, herkes öfkeli, herkes birbirinden şikâyetçi…
Sosyal medyada birkaç kelime yüzünden insanlar birbirine düşman oluyor. Trafikte bir saniyelik gecikme kavga sebebi oluyor. Esnaf müşteriden, müşteri esnaftan şikâyet ediyor.
Güven duygusu zayıfladıkça toplumun sinirleri de geriliyor.
Emeklinin hesabı ay sonunu göremiyor
Bugünün en büyük gerçeklerinden biri de geçim sıkıntısı.
Emekli maaşını aldığı gün hesabını yapıyor:
Ev kirası, elektrik, su, doğalgaz, pazar, market, ilaç, ulaşım…
Daha ayın başında maaşın büyük bölümü gidiyor.
Bir emekli için emekli olmak, artık dinlenme dönemi olması gerekirken geçim mücadelesine dönüşmüş durumda.
Esnafın durumu da farklı değil.
Dükkânın ışığı yanıyor ama müşteri yok. Sabah kepenk açılıyor, akşam siftah yapmadan kapanıyor.
Esnafın en büyük korkusu artık zarar etmek değil, iş yapamamış olmak.
Gurbetçi bile şaşkın
Yıllardır Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımız yaz aylarında memleket hasretiyle Türkiye’ye geliyor.
Ama bugün birçok gurbetçiden şu cümleyi duyuyoruz:
“Böyle bir hayat pahalılığı görmedim. Bir an önce geri dönmek istiyorum.”
Bu söz üzerinde hepimizin düşünmesi gerekiyor.
Çünkü mesele sadece paranın yetip yetmemesi değil.
Mesele insanların geleceğe güvenle bakamaması.
Peki neden herkes mutsuz?
Çünkü insan sadece otomobile, eve, telefona, paraya sahip olarak mutlu olmuyor.
İnsanın huzura ihtiyacı var.
Güvenmeye ihtiyacı var.
Yarınından endişe etmemeye ihtiyacı var.
Çocuğunun geleceğini düşünürken korkmamaya, emekli olduğunda rahat etmeye, esnaf olduğunda emeğinin karşılığını almaya ihtiyacı var.
Belki de bugün toplum olarak en çok ihtiyacımız olan şey, yeniden birbirimize insan gibi davranmayı öğrenmek.
Birbirimize selam vermek…
Trafikte birbirimize yol vermek…
Esnafa “Kolay gelsin” demek…
Yaşlıya saygı göstermek…
Komşunun derdini sormak…
Birbirimizi hemen suçlamak yerine biraz dinlemek…
Çünkü toplumun huzuru sadece ekonomiyle değil, insan ilişkileriyle de ölçülür.
Son söz
Bugün evlerimiz büyüdü ama gönüllerimiz küçüldüyse, arabalarımız çoğaldı ama sabrımız azaldıysa, paramız arttı ama huzurumuz eksildiyse…
O zaman oturup düşünmemiz gerekiyor.
Demek ki bir şeyleri yanlış yapıyoruz.
Çünkü insanın gerçek zenginliği cebindeki para değil; gece başını yastığa koyduğunda duyduğu huzurdur.
Ve belki de bugün hepimizin ihtiyacı olan şey biraz daha para değil…
Biraz daha vicdan, biraz daha sabır, biraz daha saygı ve yeniden güvenebileceğimiz bir toplumdur.
Çünkü cebimiz dolu olabilir…
Ama gönlümüz boşsa, insan gerçekten zengin sayılmaz.