Bir okulun kapısından içeri silahın girmesi, sadece güvenlik sorunu değil; toplum olarak hepimizin durup düşünmesi gereken büyük bir alarmdır.

Bir okulun kapısından içeri silahın girmesi, sadece güvenlik sorunu değil; toplum olarak hepimizin durup düşünmesi gereken büyük bir alarmdır.

Okullar…
Çocuklarımızın hayatındaki en önemli duraklardan biri. İlk arkadaşlıkların kurulduğu, hayallerin başladığı, öğretmenlerin sadece ders değil hayat öğrettiği yerler…

Fakat son yıllarda çocukların ve gençlerin karıştığı şiddet olayları hepimizi düşündürüyor.

Çocuğumuz şiddeti nereden öğreniyor?

Evden mi?
Sokaktan mı?
İnternetten mi?
Bilgisayar oyunlarından mı?
Televizyondan mı?
Sosyal medyadan mı?

Yoksa biz yetişkinler olarak çocuklarımızı yeterince dinlemediğimiz ve takip etmediğimiz için mi?

ŞİDDET NORMALLEŞMEMELİ

Bugün çocukların eline yalnızca kitap ve kalem değil, internet üzerinden sınırsız bir dünya da geçiyor.

Bazı bilgisayar oyunlarında öldürmek, vurmak, saldırmak ve rakibi yok etmek oyunun temel mekanizması haline gelebiliyor. Her oyun oynayan çocuğun şiddete yöneleceğini söylemek elbette doğru değildir. Ancak çocuğun ne izlediğini, ne oynadığını ve kimlerle iletişim kurduğunu bilmeden onu tamamen kendi haline bırakmak da doğru değildir.

Burada aileye büyük görev düşüyor.

Çocuğumuzun telefonunu sadece “ders çalışıyor musun?” diye değil, “Bugün ne yaptın, ne izledin, hangi oyunları oynadın, seni üzen bir şey oldu mu?” diye sormalıyız.

Çünkü çocuklarımızın bazen ihtiyacı olan şey nasihat değil, dinlenilmektir.

ÖĞRENCİ, VELİ VE ÖĞRETMEN: ÜÇLÜ BİR SORUMLULUK

Okul güvenliği yalnızca okul yönetiminin görevi değildir.

Öğrenci sorumludur.
Veli sorumludur.
Öğretmen sorumludur.
Okul yönetimi sorumludur.
Devlet ve toplum da sorumludur.

Öğretmen çocuğun davranışındaki değişikliği fark edebilmeli.

Veli çocuğunun arkadaş çevresini, internet kullanımını ve ruh halindeki değişimleri takip etmeli.

Öğrenci ise arkadaşına yönelik tehdit, zorbalık veya şiddeti gördüğünde bunu saklamamalı.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı okulda da toplumda da kabul edilemez.

OKULLAR KIŞLA OLMAMALI

Peki çözüm nedir?

Okullarımıza daha fazla güvenlik görevlisi, polis veya silahlı personel koymak güvenliği artırabilir mi?

Bazı durumlarda fiziksel güvenlik tedbirleri gerekli olabilir. Okul girişlerinin kontrolü, ziyaretçi prosedürleri, acil durum planları, kamera sistemleri ve eğitimli güvenlik personeli caydırıcılık sağlayabilir.

Ancak bir eğitim yuvasını baştan sona silahlı güvenlik görüntüsüne dönüştürmek, eğitimin ruhu açısından ayrıca tartışılması gereken bir konudur.

Çünkü çocuklarımız okula girdiğinde ilk gördüğü şey silah değil, güven duygusu olmalıdır.

Ama güven duygusu da sadece kapıda bekleyen bir güvenlik görevlisiyle oluşturulamaz.

Asıl güvenlik, şiddet ortaya çıkmadan önce onu fark edebilmektir.

Psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli, zorbalık ve tehditler ciddiye alınmalı, öğrencilerin yardım isteyebileceği güvenli kanallar oluşturulmalıdır.

TELEVİZYONLAR VE SOSYAL MEDYA DA SORUMLU

Bir başka konu ise televizyonlar ve dijital içerikler…

Çocuklarımız saatlerce ekran karşısında.

Peki ekranlarımız çocuklarımıza ne veriyor?

Şiddetin, kavganın, hakaretin, kolay para kazanmanın ve kötü davranışların normalleştirildiği içerikler yerine; bilim, tarih, kültür, sanat, spor, doğa ve teknoloji alanlarında çocuklarımızı geliştiren yayınların daha fazla olması gerekmez mi?

Televizyon yalnızca vakit öldüren bir araç olmamalı.

Çocuğun merakını bilgiye, enerjisini üretime, hayalini geleceğe taşımalı.

ÇOCUĞU KAYBETMEDEN ÖNCE FARK EDELİM

Belki de en önemli mesele şu:

Bir çocuk şiddete başvurduğunda yalnızca o anı konuşuyoruz.

Oysa asıl soruyu daha önce sormalıyız:

Bu çocuk o noktaya gelene kadar neler yaşadı?

Kimse onu dinledi mi?

Dışlandı mı?

Zorbalığa uğradı mı?

Ailesinde sorunlar var mıydı?

Şiddet içerikli görüntülere sürekli maruz kaldı mı?

Bir yardım çağrısı oldu da biz mi duymadık?

İşte eğitim sistemimizin, ailelerin ve toplumun üzerinde düşünmesi gereken asıl mesele budur.

SİLAHLI OKUL DEĞİL, BİLİNÇLİ OKUL

Çocuklarımızı koruyalım.

Ama bunu yalnızca duvarları yükselterek, kameraları çoğaltarak ve kapılara silahlı güvenlik koyarak yapamayız.

Çocuğun zihnine, kalbine ve davranışlarına da güvenlik duvarı örmeliyiz.

O duvarın harcı;

aile ilgisi,
öğretmen sevgisi,
rehberlik,
eğitim,
denetim,
sorumluluk ve meraktır.

Çocuklarımızın elinden telefonu almak tek başına çözüm değil.

Onlara doğru içerik, doğru arkadaşlık, doğru eğitim ve doğru rol modeller sunmak zorundayız.

Çünkü unutmayalım:

Bugünün çocuğu yarının yetişkinidir.

Bugün ona ne verirsek, yarın toplum olarak onu görürüz.

Ve artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

“ÇOCUKLARIMIZI SADECE OKULA GÖNDERMEK YETERLİ Mİ, YOKSA ONLARIN HAYATINA DA EŞLİK ETMEMİZ Mİ GEREKİYOR?”