Uyuşturucu kullanım yaşının 12’nin altına indiği söyleniyor. 12 yaş! Bir çocuğun daha çocukluğunu yaşayamadan uyuşturucuyla tanışması demek bu.

Uyuşturucu kullanım yaşının 12’nin altına indiği söyleniyor.

12 yaş!

Bir çocuğun daha çocukluğunu yaşayamadan uyuşturucuyla tanışması demek bu.

O yaşta çocuğun elinde sigara bile görmek istemiyoruz. Ama bugün konuştuğumuz şey uyuşturucu!

Burada artık “Benim çocuğum yapmaz” diyerek kenara çekilebileceğimiz bir noktada değiliz.

Çünkü uyuşturucu kapı kapı dolaşıyor.

Ve en korkuncu, o kapının arkasında kimin çocuğunun olduğunu sormuyor.

Peki biz ne yapıyoruz?

Bir olay olduğunda birkaç gün konuşuyoruz.

“Vay be, çocuk yaşta uyuşturucu kullanmış.”

“Gençler nereye gidiyor?”

“Devlet önlem alsın.”

Sonra?

Unutuyoruz!

Ta ki bir başka çocuğun hayatı kararana kadar…

İşte asıl tehlike burada.

Uyuşturucuyla mücadeleyi sadece polisin, jandarmanın, savcının veya mahkemelerin görevi olarak görürsek bu savaşı kaybederiz.

Çünkü güvenlik güçleri satıcıyı yakalayabilir.

Ama çocuğu satıcıya götüren yolu tek başına kapatamaz.

O yolu aile, okul, mahalle, belediye, sağlık sistemi, sosyal hizmetler ve toplum hep birlikte kapatmak zorunda.

SATANA MERHAMET YOK, BAĞIMLIYA YALNIZLIK YOK!

Burada ayrımı çok net yapmak zorundayız.

Çocukları ve gençleri hedef alan uyuşturucu tacirlerine karşı devletin eli demir gibi olmalıdır.

Çocuğun hayatını zehirleyerek para kazananlara “gençlik hatası” denilemez.

Bu bir ticaret değildir.

Bu, insan hayatı üzerinden kurulan bir sömürü düzenidir.

Ama bağımlılığa düşmüş bir çocuğa da yalnızca suçlu gözüyle bakamayız.

O çocuk çoğu zaman hem mağdur hem de korunmaya muhtaçtır.

Satıcıya karşı caydırıcı hukuk,

bağımlıya karşı tedavi,

çocuğa karşı koruma,

aileye karşı destek şarttır.

“BENİM ÇOCUĞUM YAPMAZ” DEMEK YETERLİ DEĞİL!

Bugün birçok aile tehlikenin kendi evine girmeyeceğini düşünüyor.

“Bizim çocuk öyle şeylere bulaşmaz.”

Keşke öyle olsa…

Ama uyuşturucu kullanan her çocuk kötü aileden gelmiyor.

Her çocuk suç ortamında büyümüyor.

Her bağımlının ailesi ilgisiz değil.

Bazen çocuk merak ediyor.

Bazen arkadaş çevresi etkiliyor.

Bazen sosyal medya üzerinden ulaşılıyor.

Bazen okul çevresinde karşısına çıkıyor.

Bazen aile çocuğundaki değişimi fark ediyor ama nereye başvuracağını bilmiyor.

İşte devletin ve toplumun burada devreye girmesi gerekiyor.

ÇOCUKLARIMIZA “SİZE SPOR SALONU YAPAMADIK AMA CEZA KANUNUMUZ VAR” DİYEMEYİZ!

Bir çocuğun boş zamanını nasıl değerlendirdiği, hangi çevrede büyüdüğü, hangi imkânlara sahip olduğu da uyuşturucuyla mücadelenin bir parçasıdır.

Mahallede spor alanı yoksa,

kültür merkezi yoksa,

gençlerin gideceği güvenli bir alan yoksa,

aile ekonomik sıkıntı içindeyse,

çocuk okuldan kopuyorsa,

sosyal destek mekanizmaları yetersizse…

Sonra o çocuğu uyuşturucunun pençesinden kurtarmaya çalışıyoruz.

Geç kalıyoruz!

Uyuşturucuyla mücadele sadece operasyon yapmak değildir.

Asıl başarı, operasyon yapılacak noktaya gelmeden çocuğu kurtarmaktır.

ARTIK HERKES AYNAYA BAKMALI

Emniyet görevini yapacak.

Jandarma görevini yapacak.

Yargı görevini yapacak.

Okul görevini yapacak.

Aile görevini yapacak.

Sağlık sistemi görevini yapacak.

Belediyeler görevini yapacak.

Sivil toplum görevini yapacak.

Ama toplum da görevini yapacak.

Çünkü bir mahallede çocukların uyuşturucuya sürüklendiğini görüp “Beni ilgilendirmez” diyorsak, ortada yalnızca uyuşturucu sorunu yoktur.

Toplumsal duyarsızlık sorunu vardır.

Bir çocuğun hayatı gözümüzün önünde kararıyorsa ve biz susuyorsak, yarın kendi çocuğumuzun kapısını çalacak tehlikeye de davetiye çıkarıyoruz.

ARTIK “BİRİLERİ BİR ŞEY YAPSIN” DEMENİN ZAMANI DEĞİL

Herkes bir şey yapacak.

Devlet daha güçlü önlem alacak.

Sivil toplum sahaya inecek.

Okullar erken uyarı mekanizmalarını güçlendirecek.

Aileler bilinçlendirilecek.

Çocukların spor, sanat ve kültür imkânları artırılacak.

Bağımlılık tedavisi ulaşılabilir olacak.

Ve çocukları zehirleyenlere karşı hiçbir mazeret üretilmeyecek.

Çünkü mesele bir siyasi görüş meselesi değil.

Mesele çocuklarımız.

Bugün başkasının çocuğu diye görmezden geldiğimiz çocuk, yarın bizim çocuğumuz olabilir.

O yüzden artık kimse kusura bakmasın:

Uyuşturucu 12 yaşın altına indiyse, artık hepimiz sorumluyuz.

Ve ben daha sertini söyleyeyim:

Bir çocuğun uyuşturucuya ulaşabildiği bir toplumda, yalnızca uyuşturucu satıcısını değil, o çocuğu koruyamayan sistemi de sorgulamak zorundayız.

Çünkü çocuklarımızı kaybettikten sonra “Nerede hata yaptık?” diye sormanın hiçbir anlamı yok.

Çocuklarımızı kaybetmeden önce harekete geçmek zorundayız.

Bugün susarsak yarın çok geç olabilir.

Çünkü uyuşturucuyla mücadele artık bir tercih değil; çocuklarımızın geleceğini kurtarma savaşıdır.