Emekliye verilen zam oranı yüzde 12,19. En düşük emekli maaşı ise 18 bin 938 TL oldu. Rakamlar söylendi, alkış beklendi…

Emekliye verilen zam oranı yüzde 12,19.
En düşük emekli maaşı ise 18 bin 938 TL oldu.

Rakamlar söylendi, alkış beklendi…
Ama gerçek hayat bu rakamları ilk market fişinde yırtıp attı.

Bugün 18 bin 938 TL ile geçinmek mümkün değil. Nokta.
Bunu kabul etmeyen ya pazara hiç çıkmıyor ya da faturaları başkası ödüyor.

Kira ortada, gıda fiyatları ortada, elektrik, su, doğalgaz ortada.
Bir emekli maaşı daha ayın ilk haftasında buharlaşıyor. Et zaten hayal, peynir gramla alınıyor, sebze-meyve tartıya koyulmadan önce iki kez düşünülüyor. Buna “yaşam” demek, emekliye yapılmış bir hakarettir.

Asıl gerçek şu:
Seyyanen zam yoksa, bu zam zam değildir.

Yüzdelik artışlar, düşük maaşları sadece rakamsal olarak büyütür; sofrayı büyütmez. Emeklinin cebine giren para artıyor gibi görünür ama hayat çok daha hızlı pahalanıyor. Sonuç değişmiyor: Emekli her ay biraz daha fakirleşiyor.

Daha da acısı; 18 bin 938 TL bugün açlık sınırının altında.
Yani emekliye denilen şudur:
“Hayatta kal ama insanca yaşama.”

Bu ülkeye yıllarını vermiş, prim ödemiş, alın teri dökmüş insanlar bugün torununa harçlık veremiyorsa, misafir ağırlayamıyorsa, ilaçla gıda arasında tercih yapmak zorunda kalıyorsa ortada ekonomik değil, vicdani bir çöküş vardır.

Emekli yük değildir. Emekli bu ülkenin hafızasıdır.
Ama görünen o ki emekli, bütçe tablolarında kolay kısılacak bir kalem olarak görülüyor.

Buradan açıkça söyleyelim:
Seyyanen zam verilmedikçe, en düşük maaş ne kadar açıklanırsa açıklansın bu erime durmaz. Emeklinin maaşı artmıyor, değeri düşüyor.

Ve emekli artık şunu sormuyor:
“Zam ne kadar oldu?”
“Bu ay hangi ihtiyaçtan vazgeçeceğim?”

İşte asıl mesele budur.