Amasra Anıtı Üzerine… Bir kentin hafızasını ayakta tutan anıtlar; yalnızca taştan, metalden ya da plastikten ibaret nesneler değildir.
Amasra Anıtı Üzerine
Bir kentin hafızasını ayakta tutan anıtlar; yalnızca taştan, metalden ya da plastikten ibaret nesneler değildir. Anıt, kolektif acıyı, toplumsal vicdanı ve yaşanan trajedinin ağırlığını zamansız bir dile dönüştüren kamusal bir semboldür.
Amasra'da kaybettiğimiz madencilerimizin anısına yapılan düzenlemeyi bir küratör gözüyle incelediğimizde ne yazık ki bu amaca ulaşmakta zorlanan bir tabloyla karşılaşıyoruz. Alana yerleştirilen koyu renkli dikey elemanlar ve yere dizilen baretler, kavramsal olarak maden galerilerini ve kayıplarımızı simgelemeyi hedeflese de uygulama biçimi ve mekânsal kurgusu bakımından oldukça zayıf kalmaktadır.
Kamusal sanat eserlerinde malzeme kalitesi ve çevreyle kurulan ilişki, eserin saygınlığını belirler. Park etmiş araçların, dükkan tabelalarının ve günlük şehir trafiğinin ortasına adeta geçici bir enstalasyon gibi bırakılan bu düzenleme; izleyiciyle duygusal ve estetik bir bağ kurmaktan uzaktır. Şantiye malzemelerinin ham ve işlenmemiş haliyle alana serpiştirilmesi, sanatsal bir emek ve mekânsal derinlik hissi yaratmaktan ziyade aceleye getirilmiş ve düşük bütçeli bir uygulama izlenimi vermektedir.
Maden şehitlerimizin anısı, çok daha güçlü bir mimari kurguyu, kalıcı bir malzeme niteliğini ve ziyaretçiyi içine alan bir atmosferi hak ediyordu. Amasra'daki bu yapı ne yazık ki acının büyüklüğünü ve trajedinin derinliğini taşımakta yetersiz kalıyor.
En kısa sürede daha anlamlı, sanatsal ve hatıra değeri yüksek, acıyı hissettiren , unutturmayan bir anıtsal ve çevre peysahı ile uyumlu anıt yapıyı maden şehitleri hak ediyor.

