Vatan için verilen ömür, emeklilik işlemiyle sona erer mi? “Astsubayların hakkı ödenmez!”
17 EKİM ASTSUBAYLAR GÜNÜ: HAKKI ÖDENMEYENLERİN DEĞİL, HAKKI TESLİM EDİLMEYENLERİN HİKÂYESİ
Vatan için verilen ömür, emeklilik işlemiyle sona erer mi?
“Astsubayların hakkı ödenmez!”
Bu cümleyi yıllardır duyuyoruz. Törenlerde, kutlama mesajlarında, protokol konuşmalarında ve sosyal medya paylaşımlarında…
Peki, hakkı gerçekten ödenmez olanların hakları neden hâlâ bekliyor?
17 Ekim Astsubaylar Günü'nde, alkışların ve kutlama mesajlarının ötesine geçip biraz da bu sorunun üzerinde durmak gerekiyor.
Çünkü bugün konuşmamız gereken yalnızca görevdeki astsubayların değil; yıllarını Türk Silahlı Kuvvetlerine vermiş, üniformasını çıkarıp sivil hayata geçmiş, emeklilikte de mesleğinin ve devletinin kendisine karşı sorumluluklarının devam ettiğine inanan binlerce insanın meselesidir.
Ben de emekli bir deniz astsubayı olarak bu konuyu yalnızca dışarıdan izlemiyorum. Bu üniformanın ne anlama geldiğini, sorumluluğun ne olduğunu ve silah arkadaşlığının hangi duygular üzerine kurulduğunu biliyorum.
ÜNİFORMA ÇIKAR, SİLAH ARKADAŞLIĞI ÇIKMAZ
Askerlik yalnızca bir meslek değildir. Disiplindir, fedakârlıktır, sorumluluktur. Bazen aileden uzakta geçirilen yıllar, bazen tayinler yüzünden yeniden kurulan hayatlar, bazen de kimseye anlatılamayan görev yükleridir.
Astsubay, çoğu zaman emir ile uygulama arasındaki en önemli halkalardan biridir. Tecrübesiyle, bilgisiyle, sahadaki varlığıyla ve personeliyle kurduğu ilişkiyle askerî yapının günlük işleyişinde önemli sorumluluklar üstlenir.
Ancak emeklilik geldiğinde bir soru ortaya çıkar:
Yıllarca devletine hizmet eden insanın, emeklilikteki hayatı yalnızca kendi imkânlarına mı bırakılmalıdır?
Emekli olmak, görev ilişkisinin sona ermesidir; insanın emeğinin, aidiyetinin ve haklarının önemsizleşmesi değildir.
Üstelik emeklilikte yaşanan ekonomik kayıplar, yalnızca kişinin bütçesini etkilemez. Eşinin yaşamını, çocuklarının geleceğini, sağlık ve barınma imkânlarını, kısacası bütün bir ailenin huzurunu etkiler.
Bu nedenle astsubayların özlük hakları meselesini yalnızca bir maaş artışı talebi olarak görmek, sorunun önemli bir bölümünü gözden kaçırmaktır.
MECLİS'TE BEKLEYEN DOSYALAR, HAYATTA EKSİLEN YILLAR
Astsubayların özlük haklarına ilişkin talepleri yeni değil. Yıllardır dile getirilen düzenleme beklentileri, görüşmeler ve açıklamalar var.
TEMAD'ın 14 Ekim'de TBMM Millî Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar'a taleplerini yeniden ilettiğini açıklaması da bu arayışın sürdüğünü gösteriyor.
Meclis kayıtlarında 4 Aralık 2024 tarihli ve 2/2748 esas numaralı kanun teklifinin komisyonda bulunması ise önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Bir talebin Meclis gündemine girmesi ile insanların hayatında karşılık bulması aynı şey değildir.
Elbette her düzenlemenin maliyeti hesaplanmalı, ilgili kurumların görüşleri alınmalı ve hukuki altyapısı hazırlanmalıdır. Devlet yönetimi ciddiyet ister.
Ancak ciddiyet, belirsizliğin yıllarca sürmesi anlamına da gelmemelidir.
Hangi talepler kabul görmüştür? Hangileri üzerinde çalışılmaktadır? Hangi konuların önünde engel vardır? Emeklileri ilgilendiren düzenlemelerin kapsamı nedir ve ne zaman sonuçlanması beklenmektedir?
Bu soruların açık cevapları verilmelidir.
Çünkü komisyonlarda geçen zaman, emekli astsubayın hayatında da geçmektedir. Bugün bekleyen bir insanın yarın aynı ekonomik şartlarda yaşayacağının garantisi yoktur.
Bir düzenlemenin gecikmesi, kâğıt üzerinde yalnızca bir takvim meselesi olabilir. Emekli içinse bazen doğrudan hayat meselesidir.
MAAŞTAN DAHA FAZLASI: ADALET DUYGUSU
Emekli astsubayların temel beklentilerinden biri, görevdeki sorumlulukları ile emeklilikteki gelirleri arasındaki dengenin adil biçimde kurulmasıdır.
Tazminatlar, ek göstergeler ve emekli aylığına yansıyan unsurlar bu nedenle önem taşıyor. Sabit tutarlı ödemelerin zaman içinde değerini kaybetmesi de düzenlemelerin kalıcılığı bakımından dikkate alınmalıdır.
Ancak burada daha temel bir mesele var: İnsanlar yalnızca ne kadar ödeme alacaklarını değil, yıllarca verdikleri emeğin nasıl değerlendirildiğini de sorguluyor.
Aynı üniformanın altında görev yapan, aynı riskleri göğüsleyen ve aynı kurumsal yapının başarısı için çalışan insanların emeklilik dönemlerinde yaşadıkları farklılıklar, açıklanabilir ve adil ölçütlere dayanmalıdır.
Kimsenin hakkını başkasının hakkıyla karşı karşıya getirmeye gerek yok. Bir meslek grubunun kazanımı, başka bir meslek grubunun kaybı olmak zorunda değildir.
Asıl ihtiyaç, kamu personeli sisteminde adaleti ve öngörülebilirliği güçlendirmektir.
EN AĞIR YARA: SAĞLIK NEDENİYLE EMEKLİ EDİLENLER
Meslektaşlarımızın dile getirdiği sorunlar arasında, sağlık durumları nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalan ve adi malullük kapsamında değerlendirilen personelin yaşadıkları da bulunuyor.
Bu insanların durumunu ayrı bir hassasiyetle ele almak gerekiyor.
Bir insan, sağlık sorunu nedeniyle görevini sürdüremediğinde yalnızca mesleğinden ayrılmaz; düzeni, geliri ve geleceğe ilişkin planları da değişebilir.
Özellikle hizmet yılı az olanların gelir güvencesi, sağlık giderleri ve yeniden çalışma imkânları dikkatle değerlendirilmelidir.
Elbette her dosyanın hukuki ve tıbbi koşulları farklıdır. Ancak aynı veya benzer sağlık sorunları nedeniyle çalışma hayatından ayrılmak zorunda kalan insanların, sosyal güvence bakımından hangi ölçütlerle değerlendirildiği açık ve anlaşılır olmalıdır.
Devletin görevi yalnızca görev yapabilecek personeli yetiştirmek değildir. Görevini sağlık nedeniyle sürdüremeyen personelin de insan onuruna yakışır bir hayat sürdürebilmesini güvence altına almaktır.
Bir insanın yıllarca taşıdığı üniformaya duyduğu aidiyetin, sağlık raporuyla birlikte kaybolmasına izin verilmemelidir.
SİLAH ARKADAŞLIĞI EMEKLİLİKLE BİTİYORSA…
Paylaşılan yorumlarda dikkat çeken başka bir konu daha var: Hak arama sürecinde yalnız bırakıldığına inanan insanların kırgınlığı.
Bazı meslektaşlarımız, sorunlarının yıllardır bilindiğini ama çözüme ulaşmadığını söylüyor. Bazıları, konunun bir kurumdan diğerine aktarıldığını düşünüyor. Bazılarıysa geçmişte birlikte görev yaptığı insanlardan beklediği desteği göremediğini anlatıyor.
Bunlar kişisel deneyimler ve değerlendirmelerdir. Her birini genelleyerek hüküm vermek doğru olmaz.
Ancak bu yorumların ortak noktasını görmezden gelmek de mümkün değil: Güven kaybı.
Silah arkadaşlığı, yalnızca görev sırasında birbirine destek olmak mıdır? Yoksa aynı üniformayı taşımış insanların, emeklilikten sonra da birbirlerinin sorunlarına kulak vermesini gerektirir mi?
Ben ikinci cevaba inanıyorum.
Birlikte görev yaptığınız insanın bugün ekonomik sıkıntı yaşaması, sağlık nedeniyle mesleğinden ayrılması veya yıllardır beklediği bir düzenlemenin sonucunu görememesi sizi ilgilendirmiyorsa, silah arkadaşlığının anlamı eksik kalır.
Bu noktada TEMAD'ın ve diğer ilgili kurumların sorumluluğu da önemlidir. Talepleri takip etmek kadar, hangi aşamada olunduğunu üyelerine ve kamuoyuna anlatmak; farklı mağduriyetleri görünür kılmak ve sonuçların peşini bırakmamak da gerekir.
Hak arama mücadelesi yalnızca açıklamalarla değil, izlenebilir sonuçlarla güç kazanır.
KİMSE AYRICALIK İSTEMİYOR; HAKKININ KARŞILIĞINI İSTİYOR
Astsubayların talepleri konuşulurken meselenin ayrıcalık arayışı olarak görülmemesi gerekir.
Adil ücret, emeklilikte insanca yaşam, sağlık nedeniyle görevinden ayrılanların korunması, kazanılmış hakların gözetilmesi ve özlük düzenlemelerinin öngörülebilir olması; bunların her biri kamu yönetiminin ciddiyetle ele alması gereken konulardır.
Bunun için somut bir yol haritasına ihtiyaç var:
- Emekli aylığına yansıyacak tazminat ve ek gösterge düzenlemelerinin kapsamı açıkça ortaya konulmalı.
- Sağlık nedeniyle görevinden ayrılanlar, özellikle hizmet yılı az olanlar bakımından sosyal güvence sorunları ayrıca incelenmeli.
- İlgili kurumlar ve Meclis komisyonları, bekleyen düzenlemeler hakkında açık bilgilendirme yapmalı.
- TEMAD başta olmak üzere temsil mekanizmaları, taleplerin takibini ve sonuçların kamuoyuna duyurulmasını sürdürmeli.
- Görevdeki ve emekli astsubayların aile hayatı, ekonomik güvenliği ve mesleki kazanımları birlikte değerlendirilmelidir.
Bunlar yerine getirilmesi imkânsız talepler değil; incelenmesi, gerekçelendirilmesi ve bir takvime bağlanması gereken konulardır.
Devletin kaynakları elbette sınırsız değildir. Fakat kamu kaynaklarının nasıl önceliklendirildiği de meşru bir tartışma konusudur. Yıllardır bekleyen hakların hangi gerekçelerle ertelendiğini öğrenmek, talep sahiplerinin en doğal hakkıdır.
17 EKİM'DE BİR KUTLAMA DEĞİL, BİR SÖZ VERELİM
Astsubaylar Günü, yalnızca geçmişteki fedakârlıkları hatırlama günü olmamalıdır. Bugün görev yapanların ve emekli olanların geleceğine ilişkin sorumlulukları da hatırlatmalıdır.
Şehit astsubaylarımızı rahmetle, gazilerimizi saygıyla anıyorum. Hayatını kaybeden bütün meslektaşlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.
Görevdeki astsubaylarımıza başarı, emekli meslektaşlarımıza sağlık, huzur ve hak ettikleri yaşam koşullarını diliyorum.
Bir zamanlar aynı gemide, aynı birlikte, aynı görevde omuz omuza çalışmış insanların birbirini unutmadığı bir meslek dayanışmasını yaşatmak zorundayız.
Çünkü vatan hizmeti bir gün sona erebilir; fakat o hizmetin insanda bıraktığı sorumluluk duygusu sona ermez.
Ben bir emekli deniz astsubayı olarak şuna inanıyorum: Üniformayı çıkarmak, geçmişte verilen emeği geride bırakmak değildir. Silah arkadaşlığı da yalnızca aynı görevi paylaşmış olmanın hatırası değildir; gerektiğinde birbirinin hakkını savunabilmektir.
17 Ekim'de astsubaylara güzel sözler söylemek elbette kıymetlidir. Ama asıl kıymetli olan, o sözlerin gereğini yerine getirmektir.
Astsubayların hakkı ödenmez diyorsak, önce onların haklarını teslim etmek için gereken iradeyi göstermeliyiz.
Çünkü mesele yalnızca geçmişin emeği değil, devlet ile insan arasındaki güven ilişkisidir.
Ve unutmayalım:
Hakkı ödenmez demek kolaydır. Hakkı teslim etmek, sorumluluk ister.
Murat İzler
Emekli Deniz Astsubayı

