100 İl 1000 İlçe vizyonu üzerine birkaç soru... MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin açıkladığı “100 İl 1000 İlçe” projesi, Türkiye'nin idari yapılanması…

100 İl 1000 İlçe vizyonu üzerine birkaç soru...

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin açıkladığı “100 İl 1000 İlçe” projesi, Türkiye'nin idari yapılanması üzerine yeni bir tartışmanın kapısını araladı.

Mevcut 81 il ve 922 ilçeye 19 yeni il ve 78 yeni ilçe eklenmesini öngören proje, ilk bakışta büyük bir idari reform ve yeniden yapılanma hamlesi olarak değerlendirilebilir.

Bahçeli, projenin nüfus, ekonomik ve sosyal gelişmişlik, coğrafi konum, stratejik önem ve kamu hizmetlerine erişim gibi nesnel ölçütlere dayanacağını, nihai kararın TBMM tarafından verileceğini ifade ediyor.

Elbette değişen nüfus yapısı, şehirleşme ve kamu hizmeti ihtiyaçları karşısında idari yapılanmanın yeniden değerlendirilmesi mümkündür.

Ancak burada sormamız gereken daha temel sorular var.

Bir ülkenin il ve ilçe sayısını artırmak, o ülkenin kalkınmışlık düzeyini artırmak anlamına gelir mi?

Bir yerleşim yerinin il olması, ekonomik kapasitesini kendiliğinden yükseltir mi? İlçe statüsü kazanmak, bir beldenin üretimini, istihdamını, ticaretini ve yaşam kalitesini otomatik olarak geliştirir mi?

Yeni bir valilik, kaymakamlık, emniyet müdürlüğü ve diğer kamu kurumları oluşturmak elbette idari bir kapasite demektir. Fakat bunların her biri yeni bina, personel, araç, altyapı ve işletme gideri anlamına da gelir.

Peki, bu yeni yapılanmaların ülke ekonomisine maliyeti ve sağlayacağı katma değer hesaplandı mı?

Kamu kaynaklarını daha fazla idari birim oluşturmaya mı, yoksa mevcut yerleşim merkezlerinin ekonomik ve sosyal altyapısını güçlendirmeye mi yönlendirmek daha verimli olacaktır?

İdari statü, kalkınmanın kendisi değildir!

Bir ilçeyi il yapmakla sanayi yatırımı gerçekleştiremezsiniz.

Bir beldeyi ilçe yapmakla gençlerine iş imkânı sağlayamazsınız.

Yeni bir idari unvanla tarımsal üretimi, turizmi, ticareti ve ihracatı kendiliğinden büyütemezsiniz.

Kalkınma; üretim, yatırım, istihdam, eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal yaşamın birlikte gelişmesiyle mümkündür.

Belki de önce mevcut 81 ilimizin ve 922 ilçemizin tamamında nitelikli kamu hizmeti sunabiliyor muyuz, bunu sorgulamalıyız.

Bir ilçenin başarısını il olma hayaliyle değil, gençlerinin göç etmek zorunda kalmamasıyla ölçmeliyiz.

Bir beldenin geleceğini ilçe olma beklentisine değil, üretim kapasitesine, ekonomik gücüne ve insanına sunduğu imkânlara bağlamalıyız.

Sandıkta karşılığı olacak bir vaat mi?

Projenin bir de siyasi boyutu var.

19 yeni il ve 78 yeni ilçe hedefi, Türkiye'nin dört bir yanında çok geniş bir seçmen kitlesini doğrudan ilgilendiriyor.

İl olmayı bekleyen ilçeler, ilçe olmayı bekleyen beldeler ve bunların çevresindeki yerleşimler için önemli bir beklenti oluşturuluyor.

Bu beklentinin siyasi karşılık üretmesi de kaçınılmazdır.

AK Parti-MHP ittifakı açısından bakıldığında, böylesine geniş bir coğrafyaya yayılan idari statü vaadinin seçim döneminde siyasi avantaja dönüşmesi ihtimal dışı değildir.

Elbette projenin seçim yatırımı amacıyla hazırlandığını söylemek için elimizde kanıt yok. Ancak zamanlaması ve oluşturacağı toplumsal beklenti bakımından bu ihtimali sorgulamak da demokratik tartışmanın doğal bir parçasıdır.

Şu ayrımı unutmamalıyız:

Bir kamu yönetimi reformu, seçim takviminden bağımsız olarak ülkenin uzun vadeli ihtiyaçlarına göre hazırlanmalıdır.

Peki ya il olamayanlar, ilçe olamayanlar?

Bence projenin en fazla üzerinde durulması gereken yönlerinden biri de budur.

Yeni il ve ilçeler belirlenirken yalnızca statü kazanacak yerleşimlerin değil, bu statüyü kazanamayacak yerlerin de dikkate alınması gerekir.

Yıllardır il olmayı bekleyen bir ilçe, komşu bir ilçenin il yapılması karşısında kendisini geri plana itilmiş hissedebilir.

İlçe olmayı bekleyen bir belde, başka bir beldenin bu statüyü kazanmasıyla hayal kırıklığı yaşayabilir.

Hatta aynı coğrafyadaki yerleşim merkezleri arasında bir statü rekabeti ve siyasi kırgınlık oluşabilir.

İnsanlar haklı olarak şu soruları soracaktır:

Bizim nüfusumuz neden yeterli görülmedi?

Ekonomik potansiyelimiz hangi ölçütlerle değerlendirildi?

Komşu yerleşim yeri hangi gerekçeyle tercih edildi?

Yıllardır dile getirdiğimiz beklentiler neden karşılanmadı?

İşte burada devletin adalet ve eşit hizmet sorumluluğu devreye giriyor.

Birilerine il, birilerine ilçe unvanı verirken diğerlerini beklenti içinde bırakmak, yeni bir toplumsal kırgınlık alanı oluşturabilir.

Devletin görevi yerleşim merkezlerini birbirleriyle yarıştırmak değil, her birine ihtiyacı ölçüsünde adil ve nitelikli hizmet sunmaktır.

Kozcağız örneği de bu çerçevede düşünülmeli

Bartın'ın Kozcağız beldesinin uzun yıllardır ilçe olma beklentisi bulunuyor.

Kozcağız'ın gelişmesini, büyümesini ve hak ettiği hizmetlere kavuşmasını elbette isteriz.

Ancak Kozcağız'ın geleceğini yalnızca ilçe statüsü üzerinden tarif etmek, hedefi daraltmak olmaz mı?

Önce üretim kapasitesini, ticaret hacmini, tarımsal potansiyelini, eğitim ve sağlık imkânlarını, ulaşım altyapısını ve sosyal yaşamını geliştirmeyi konuşmalıyız.

İlçe olmak bu gelişimin bir sonucu veya hizmetleri kolaylaştıracak bir aracı olabilir. Ama gelişmenin tek ölçüsü olamaz.

Kozcağız'ın ilçe olup olmaması ayrı bir idari değerlendirmedir; Kozcağız'ın gelişmesi ise bundan çok daha büyük bir meseledir.

Önce nitelik, sonra unvan!

Türkiye'nin güçlü bir kamu yönetimine ihtiyacı var. Fakat güçlü yönetim, yalnızca daha fazla idari birim oluşturmakla sağlanmaz.

Bürokrasinin azaltılması, liyakatin esas alınması, yetki ve sorumlulukların doğru dağıtılması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve kamu kaynaklarının verimli kullanılması da bu anlayışın ayrılmaz parçalarıdır.

Bu nedenle 100 İl 1000 İlçe projesinin önümüze koyduğu soruları çoğaltmak zorundayız:

Yeni idari yapılanmaların ekonomik getirisi ve maliyeti nedir?

Mevcut il ve ilçelerin hizmet kalitesi nasıl yükseltilecektir?

Statü kazanamayan yerleşim merkezlerinin beklentileri ve kırgınlıkları nasıl yönetilecektir?

Bu proje uzun vadeli bir kalkınma ve kamu yönetimi planı mıdır, yoksa seçim döneminde siyasi karşılık üretme potansiyeli taşıyan bir vaat midir?

Bütün bu soruların açık, şeffaf ve bilimsel verilerle cevaplanması gerekir.

Çünkü mesele Türkiye'nin kaç ilinin, kaç ilçesinin olacağı değildir.

Mesele, kaç ilimizin ve ilçemizin gerçekten geliştiği, kaç yerleşim yerinde insanların geleceğe güvenle bakabildiğidir.

Unutmayalım; bir yerleşim yerinin tabelasına “il” yazmak kolaydır. Zor olan, orada yaşayan insanların hayatına gerçek bir değer katmaktır.

Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla idari unvan değil, daha fazla kalkınma, daha fazla üretim ve daha adil bir yaşam standardıdır.

Murat İzler